Peki ama Neden?
Tolstoy, Savaş ve Barış’ın önsözünde kitabının kendisinden önce yazılmış romanlardan farklı olduğunu özellikle vurgular. Ona göre bu eser ne bir roman ne bir manzume ne de bir vakayinamedir. “Savaş ve Barış’ın biçimi,” der Tolstoy, “yazarın ifade etmek istediği ve elinden geldiğince ifade ettiği şeydir.”
Bu vurgu önemli. Çünkü Tolstoy bu kitabı, öncelikle edebi bir biçem denemesi yapmak için değil, Napolyon’un Rusya seferi üzerinden, daha genel olarak da savaşın ve tarihin ne olduğu konusundaki egemen kabulleri sorgulamak için kaleme almış görünür. Biçim, bu sorgulamanın sonucudur, nedeni değil.
Yaklaşık bin sekiz yüz sayfa boyunca kitapta iki ayrı ama iç içe akan metin ilerler. Bunlardan birinde Tolstoy, tarih, teoloji, felsefe, ahlak ve pozitif bilimler aracılığıyla savaşın nedenlerine ilişkin yaygın açıklamaları tartışır; itiraz eder, alternatifler önerir. Bu bölüm, edebi olmaktan çok kuramsal bir dil taşır. Diğerinde ise bu kuramsal arayış roman kişileri, sahneler ve duygular aracılığıyla estetik bir düzlemde yeniden kurulur. Kuram, anlatıyla örneklenir, hatta yer yer sınanır.
Bu ikili yapı, Savaş ve Barış’ı yalnızca büyük bir roman değil, aynı zamanda edebi biliş ile kuramsal bilişi karşı karşıya getiren ender eserlerden biri haline getirir.
∼
İnsanların neden savaştığı sorusuna tarih boyunca pek çok cevap verilmiştir. Tanrının gazabı, kader, tarihsel zorunluluklar, ekonomik çıkarlar, siyasal yasalar… Ancak dikkat çekici olan şudur: Savaşların neden çıktığını bilemeyeceğimizi öne süren ciddi bir görüşe neredeyse hiç rastlamayız. Tam tersine, insanlık tarihi savaşın nedenleri konusunda fazlasıyla bilgili görünür.
O halde asıl soru şudur:
Savaşın ne olduğunu ve nedenlerini bu kadar iyi bildiğimizi varsayarsak, neden hâlâ savaş vardır?
∼
Sanat ve edebiyat bu noktada, olguyu yalnızca kabul eden ve onun yasalarını sıralamakla yetinen açıklamalarla yetinmez. Tanrının takdiri ya da kaderin kaçınılmazlığı gibi, insanı savaş karşısında ehlileştiren teslimiyetler de onun cevabı değildir. Sanatın asıl ilgisi, nedenleri bilindiği halde savaşın neden ortadan kalkmadığı sorusuna yöneliktir.
Savaş ve Barış, tam da bu nedenle, estetik bilişin kendini en güçlü biçimde açığa vurduğu eserlerden biridir. Kuramsal bilgiyle estetik deneyimi yan yana getirerek savaşın ne olduğu kadar, bu bilginin insan davranışı üzerindeki etkisizliğini de görünür kılar. Bu noktadan sonra, bu ikili yapının baştan tasarlanmış bir biçem olup olmamasının önemi kalmaz, çünkü ortaya çıkan sonuç, biçimi gerekçelendirir.
Kitabın estetik kanalından edinebileceğimiz daha temel bir sezgi şudur:
Savaşın ne ve neden olduğu sorularına sahici bir cevap verebilmek için, olgunun yalnızca bilgisel değil, insani bir derinlikle duyumsanması gerekir. Aksi halde, savaşın nedenlerini açıklamaya çalışan sayısız bilgi arasında, yumurtanın mı tavuktan, tavuğun mu yumurtadan çıktığını tartışır gibi dönüp dururuz
Tolstoy’un edebi-estetik bilişle yaptığı şey, bu soruya doğrudan bir cevap vermek değildir. Aksine, sorunun ağırlığını artırmaktır. Soru cümlesini bir ünleme dönüştürmektir.
Peki ama neden savaşırız!
