Zamanın ve Karanlığın Mimarı Béla Tarr’a Veda

Bugün geriye dönüp bakıldığında, Béla Tarr’ın sineması hâlâ hareket halindedir. Uzayan bir yürüyüşte, rüzgârın hiç dinmediği bir ovada ya da sessiz bir odanın içinde kamera hâlâ nefes alır.

Modern sinemanın en özgün yönetmenlerinden Béla Tarr (1955-2026) yetmiş bir yaşında hayatını kaybetti. Sinemayı hız, olay ve sonuç merkezli anlatılardan uzaklaştıran Tarr, zamanı ve mekânı merkeze alan diliyle kendine özgü bir sinema evreni kurar. Onun filmleri, izleyiciyi yönlendirmek yerine bir duruma eşlik etmeyi önerir. Bu nedenle geriye bıraktığı miras, yalnızca filmlerden öte, bütünüyle farklı bir bakma ve izleme biçimidir.

Tarr, 2011 yılında Torino Atı ile sinemayı bıraktığını açıkladığında bunu bir tükenmişlik değil, tamamlanmışlık duygusuyla yapar. “Söyleyeceklerimi söyledim” ifadesi, üretimle kurduğu mesafeli ve tutarlı ilişkinin bir özetidir. Sinema onun için sürekli devam etmesi gereken bir süreçten ziyade, belli bir noktada durmayı da bilen bir alandır.

Béla Tarr sineması hikâye anlatmaktan çok atmosfer kurmaya dayanır. Olayların geri planda kaldığı bu anlatılarda, gündelik tekrarlar, bekleyişler ve küçük hareketler öne çıkar. Siyah-beyaz tercihi de bu yaklaşımın temel taşıdır. Renkten arınmış görüntüler, mekânın dokusunu ve zamanın ağırlığını daha görünür kılar. Tarr’ın sinemasında görüntü, süslenmiş bir estetikten ziyade sade ve doğrudan bir gözlem alanıdır.

Bu yaklaşım, yazar László Krasznahorkai ile yaptığı işbirliklerinde daha da belirginleşir. Sátántangó devasa süresiyle izleyiciden sabır talep eden ve zamanı kesintisiz bir akış olarak hissettiren bir başyapıttır. Werckmeister Harmonies düzen ve kaos arasındaki ilişkiyi gündelik hayatın içinden kurarken Torino Atı en sade anlatımıyla bir dünyanın yavaş yavaş duruşuna tanıklık eder.

Béla Tarr’ın sinema dili genellikle “yavaş sinema” başlığı altında anılır. Uzun plan-sekanslar, kesintisiz kamera hareketleri ve tekrar eden sesler, izleyiciyi anlatının dışına itmek yerine onu atmosferin içine hapseder. Besteci Mihály Víg’in müzikleri ve doğal sesler, bu dünyayı tamamlayan ana unsurlardır. Burada diyalogdan çok mekân ve zaman konuşur.

Sinemayı bıraktıktan sonra deneyimini genç sinemacılarla paylaşmaya devam eden Tarr, sinemayı bir eğlence biçimi olarak görmektense dikkat ve sorumluluk gerektiren bir alan olarak tanımlar. Bu tutumu, filmleri kadar kalıcı bir iz bırakır.

Bugün geriye dönüp bakıldığında, Béla Tarr’ın sineması hâlâ hareket halindedir. Uzayan bir yürüyüşte, rüzgârın hiç dinmediği bir ovada ya da sessiz bir odanın içinde kamera hâlâ nefes alır. Onun filmleri acele etmeyenler için var olmaya devam edecektir. Zamanı beklemeyi göze alan herkes için o dünya hâlâ açıktır.

Torino Atı’ndan