Felsefecilere Göre Temel Gereksinimlerimiz

İçki ve sigarayı çiçeklerden daha değerli kılan şey ne? Peki bir kitap ne demeye tost makinesinden daha değerli olsun? Büyük düşünürlerin bu tarz ihtiyaçları nasıl sınıflandırdığına bakmak bize bir fikir verebilir.

Bir şeyin gerekli mi yoksa gereksiz mi olduğuna karar vermek biraz karmaşık bir iş olabilir çünkü bu bütünüyle kişinin dünya görüşüne bağlı bir tercih. Hadi gelin, Epikür’den Maslow’a kadar filozof ve sosyologların ihtiyaçlarımızın sınıflandırılması konusunda neler önerdiğine bir bakalım.

Pandemi zamanındaki karantinalardan bu yana temel ihtiyaçlarımızın neler olduğu sürekli tartışılıyor. Oyuncaklar, süs eşyaları, mobilyalar, mücevherler, kitaplar, giysiler, çiçekler ve beyaz eşya haricinde kalan ev aletleri “gereksiz” olarak yaftalanırken gıdalar, içecekler, tütün, mekanik cihazlar, bilişim teknolojisi, gazeteler, hijyen malzemeleri ve gübre, diğer pek çok şeyle karşılaştırıldığında “gerekli” kabul ediliyor. Elbette herkesin kendi listesi var. Kitap kurtları kütüphanelerin asla kapanmaması gerektiğini söylüyor, çiçekçiler yılbaşı ağacı olmadan geçirilen bir Noel’in ne denli anlamsız olacağından dem vuruyor, moda tutkunlarıysa, Ne yapalım, çıplak mı dolaşalım, diye soruyor. İçki ve sigarayı çiçeklerden daha değerli kılan şey ne? Peki bir kitap ne demeye tost makinesinden daha değerli olsun? Büyük düşünürlerin bu tarz ihtiyaçları nasıl sınıflandırdığına bakmak bize bir fikir verebilir.

O halde müzeler tamam ama şu “influencer” saçmalıklarına ihtiyacımız olmadığı ortada.

Epikür’ün (Pek de Heyecan Verici Olmayan) Sofrası

Bahçeciliğin mucidi olan Yunan filozof, Menoikeus’a yazdığı mektuplarda farklı arzu türleri olduğundan söz eder. Bunlardan ilki yaşamak için doğal ve zorunlu olanlardır. Onlar olmadan yaşayamazsınız, bu kadar basit. Örneğin açlık ve susuzluk bu tarz, giderilmesi zorunlu ihtiyaçlardan. O yüzden Epikür örneğin pandemi zamanı bizlerle olsaydı aklına son gelecek şeylerden biri marketleri ya da bakkalları kapalı tutmak olurdu.

Hayatta kalabilmek için aynı zamanda kendimizi kuru ve sıcak da tutmamız lazım ama halihazırda sahip olduğumuz giysiler yeter de artar bile. Yani daha fazla kıyafete ihtiyacımız yok ve giyim dükkânları pekâlâ kapanabilir. Üçüncüsü, Epikür’e göre felsefe hayati bir öneme sahip çünkü bizleri ölüm korkusundan, tanrı korkusundan ya da sınırlandırılmamış arzular gibi hastalıklı ruh hallerinden korur. Hayatımız açısından bir başka gereklilikse dostluk ve sevgi. Onlar olmadan zayıflar, yaşama gücümüzü, dirayetimizi kaybederiz.

Epikür’ün sınıflandırmasının ikinci grubunda doğal ama gerekli olmayan arzular yer alır. Bunlardan ilki de cinsel arzudur. Bastırmak zordur ama giderilmemesi insana ne acı verir ne de onu öldürür. Libido, atom eksikliğinden kaynaklanan ve açılık gibi illa giderilmesi gereken bir ihtiyaç değil de atom fazlasından kaynaklanan bir ihtiyaç olduğundan cinsel arzunun yerine sıkı çalışmak ya da uzun bir yürüyüşe çıkmak gibi bize daha fazla atom harcatacak başka bir aktivite konabilir.  Epikür bu kategoriye estetik arzuları da dahil eder. Şık kıyafetler satın almak, bilgisayar oyunlarıyla meşgul olmak ya da bir tablonun önünde durup dakikalarca onu izlemek gibi. O halde müzeler tamam ama şu “influencer” saçmalıklarına ihtiyacımız olmadığı ortada. Epikür’ün sınıflandırmasının son grubuysa ne doğal ne de gerekli olan arzular. Yani doygunluğun ötesine uzanan boş istekler. Ve Epikür’e göre lüks ve oburluk bunlardan yalnızca ikisi. Yani lüks ürün satan onca dükkâna ve restorana da ihtiyacımız yok.

Kıssadan hisse, hayatta kalmak ve insan ilişkilerini sürdürmek için gerekli olan her şeyi korumalı, geri kalanları hayatımızdan çıkarmalıyız. İçimizden kaçı Epikür’ün izinden gidebilir?

Montaigne’in bilgiye giden kendi yolu okumaktan geçiyordu.

Montaigne’in Öncelikleri

Michel de Montaigne veba salgınının Bordeaux’yu vurduğu 1585 yılında kentin belediye başkanıydı ve kaçtı. Denemelerinden birinde, “Ülkenin başlıca zenginlik kaynağı olan üzümler, dallarında dokunulmadan kaldı” diye yazar. Evet, şaraba karşı herkesçe bilinen bir zaafı vardı ama Montaigne vaktinin büyük bir bölümünü şatosunun bulunduğu araziye inşa ettirdiği, içinde antik dönemin bütün yazarlarının eserlerini barındıran kütüphanesinde geçirirdi. Hatta bazı düşünürlerin sözlerini kirişlere kazıtmıştı. Peki niçin? Çünkü “Arzuların en doğalı bilgiye duyulan arzudur ve bizler, bizi bilgiye götürecek bütün yolları deneriz”. Montaigne’in bilgiye giden kendi yolu okumaktan geçiyordu. Tek bir yazar seçip onun kitaplarını sırayla okumaz, aksine kitaptan kitaba sıçrardı ve bu da onun elinin altında çok sayıda kitap bulundurmasını gerektiren bir durumdu.

O zaman Montaigne’in tercihlerine kulak verirsek bizler için vazgeçilmez olan yegâne şey kitaplardır.

Öyleyse sofistike ürünler satan yüzlerce işletmenin kapısına kilit vurmalı ve ihtiyaç duyduğumuz her şeyi kendi ellerimizle yetiştirmeyi öğrenmeliyiz.

Rousseau’nun “Küçülme” Yaklaşımı

Jean-Jacques Rousseau, Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev’in girişinde, “Zihnin de tıpkı beden gibi ihtiyaçları vardır” der. Ama lükse ve gösterişe o denli alışmışız ki, “İnsan artık olduğu gibi görünmeye cesaret edemiyor”. Rousseau’ya göre, “Sağlıklı ve gürbüz bir adamın görünüşü başkadır; bedenin gücünü ve sağlamlığını bir saray dalkavuğunun yaldızları altında değil, bir çiftçinin kaba elbisesi altında bulursunuz”. Öyleyse sofistike ürünler satan yüzlerce işletmenin kapısına kilit vurmalı ve ihtiyaç duyduğumuz her şeyi kendi ellerimizle yetiştirmeyi öğrenmeliyiz.

Günümüze hâkim olan ekoloji perspektifi açısından “ekonominin yerelleştirmesi” olarak adlandırılan bu fikir aslında “küçülme” kavramının da öncüsü sayılır ve hayatımızdaki gereksiz şeylerden kurtulmak için gerçekten iyi bir başlangıç olabilir.

Peki ya kitaplar ve kültürel eserler? Rousseau, başkaları tarafından üretilen her eser gibi bunların da boş olduğunu söylüyor. “Amaçları bakımından boş olan ilimlerimiz etkileri bakımından çok daha zararlıdır. İşsizlikten doğdukları için onlar da işsizliği besler; cemiyete verdikleri ilk zarar, bir defa geçince artık geri gelmeyen vakitlerin kaybedilmesidir.” Ayrıca mevcut eşitsizliği daha da derinleştiriyorlar. Rousseau olsa şöyle söylerdi: Niçin bazıları evde oturup Proust okurken başkaları gidip madende çalışmak zorunda kalıyor? Hoşnutsuz filozof Eşitsizlik Üzerine Söylev adlı eserinde, “Düşünen insan ahlaksız bir hayvandır” der. Öyleyse bütün kütüphaneleri kapayalım ve kendi eserlerimizi yazmak için masa başına oturalım.

Maslow’un Bakış Açısı Değişikliği 

Amerikan psikolog Abraham Maslow, 1940’lı yıllarda şu an işletme fakültelerinde öğretilen “İhtiyaçlar Hiyerarşisini” oluşturdu. Psikolojide insan odaklı yaklaşımın en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen Maslow yalnızca fiziksel ihtiyaçları değil, kişinin kendini gerçekleştirmesine yardımcı olan ihtiyaçları da incelemek istiyordu. İşte bu fikirden yol çıkarak beş basamaktan oluşan o ünlü piramidi inşa etti:

En altta nefes almak, besin tedarik etmek, su içmek, cinsellik, sağlıklı bir uyku gibi fizyolojik gereksinimler bulunur. Ardından güvenlik gereksinimimiz gelir. Sosyal devlet anlayışının bir ürünü olan kurumların bizi yalnız bırakmaması gerekir. Üçüncü düzey bir aileye ya da gruba ait olma gereksinimiyken dördüncü seviye özgüvenle ilgilidir. Piramidin en üstündeyse kişinin kendini gerçekleştirme gereksinimi bulunur.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

*Yazarın Jean-Jacques Rousseau’da alıntıladığı kısımlarda “Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev”, Sabahattin Eyüboğlu çevirisi kullanılmıştır.