Ai Weiwei On Yıl Aradan Sonra Çin’de, Avrupa’da Yaşamakla Pekin’de Yaşamayı Karşılaştırıyor
Ai Weiwei, Çin’in en ünlü sanatçılarından biri. Çocukluk yıllarını babası Ai Qing ile birlikte Gobi Çölü’ndeki bir çalışma kampında geçirdi. Rejim muhalifi bir şair olan Ai Qing, başlangıçta Mao Zedung tarafından takdir edilen bir sanatçıydı ama Ai Weiwei’nin 1957’deki doğumundan kısa bir süre sonra “sağcı bir sapkın” olarak yaftalanıp önce sürgüne, ardından çalışma kampına gönderildi. Ai Weiwei ise babasının başına gelenlerin bir benzerini yaşadı ve 2011 yılında, rejim karşıtı açıklamaları nedeniyle yaklaşık üç ay boyunca bilinmeyen bir yerde hücrede tutuldu. Pasaportuna el kondu, belli bir süre ev hapsinde kaldı. 2015 yılında, hakkındaki seyahat yasağının kalkmasıyla birlikte Almanya’ya yerleşti ve burada, Berlin-Prenzlauer Berg’de bir atölye açtı. 2018 yılında Pekin’deki atölyesi hükümet yetkililerince yıktırılırken o yaşadığı ülkeyi bir kez daha değiştirdi 2019 yılı sonunda İngiltere’nin Cambridge kentine taşındı. Şimdilerdeyse zamanının büyük bir kısmını Portekiz’de geçiriyor.
Ai Weiwei Berliner Zeitung gazetesinde kendisiyle yapılan bir söyleşide, Avrupa’da yaşamakla Pekin’de yaşamak arasındaki farkı açıklarken üstünde durmayı gerektiren sözler ediyor. Söyleşinin aşağıda verdiğimiz bölümlerinin okurlarımızın ilgisini çekeceğini düşündük.

Dürüst olmak gerekirse Amerika’daki yaşantım benim için tatmin edici değildi. Yalnızca ekonomik anlamda ya da yaşam pratiği açısından değil, Amerika’nın değerler sistemini sorgulamaya başladığımdan.
Susanne Lenz: Çin’de başınızdan geçen onca zorlu olaya rağmen on yıllık bir aradan sonra tekrar doğduğunuz ülkeye döndünüz. Sizi buna yönlendiren şey neydi?
Ai Weiwei: Doğru, Çin’de pek çok şey yaşadım. Fakat bunların illa “zor” ya da “tatsız” deneyimler olduğunu düşünmüyorum çünkü insanların genel anlamıyla “hoş” olarak gördüğü şeylere yönelik bir arayışım hiç olmadı. Benim yaşadıklarımın bir benzerini babam ve Çin tarihi boyunca tıpkı babam gibi siyaset, toplum ya da kültür alanında kendi görüşlerini dile getirmeye cesaret eden pek çok insan yaşadı. O kadar çok isim var ki, dolayısıyla ben de artık bu deneyimleri “tatsız” olarak görmüyorum. Aksine bütün bunların bir lütuf olduğunu ve kendi ülkemde pek bilinmeyen ya da başka türlü deneyimlenemeyecek birçok şeyi fark etmemi sağladığını düşünüyorum.
1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne gittim ve on iki yıl aradan sonra tekrar Çin’e döndüm. O zamanlar babam çok yaşlıydı ve sağlığı da epey kötüydü. Açıkçası dönmek için doğru zaman olduğunu hissetmiştim. Bir de dürüst olmak gerekirse Amerika’daki yaşantım benim için tatmin edici değildi. Yalnızca ekonomik anlamda ya da yaşam pratiği açısından değil, Amerika’nın değerler sistemini sorgulamaya başladığımdan.
Bir kez daha uzun bir aradan sonra Çin’e döndüm. Bu dönüşün altında yatan asıl sebepse annemin doksan üç yaşında olması ve her görüşmemizde kendi kendime “bu son görüşmemiz olabilir,” demem. Oğlumsa neredeyse on yedi yaşında. Onu da yanıma alıp aileyi ziyaret etmek bana doğru bir kararmış gibi geldi.
Çinliyim ve Çin’e döndüğümde herhangi bir korku, karmaşa ya da tehlike hissetmiyorum. Şu an kendi kararlarından ötürü korku duyanlar korkmaya devam edecek, benim gibi her zaman iyimser olmayı seçenlerse iyimser kalacak.
SL: Yolculuk süresince herhangi bir önlem aldınız mı? Bir şeylerin yolunda gitmesi anlamında?
AW: Büyük ölçüde sezgilerimle hareket ediyorum. Bir şeyleri garanti altına alabilmek için bazı önlemlere ihtiyacım olduğunu hiç hissetmedim çünkü aslında insan ne yaparsa yapsın hiçbir şeyi garanti altına alamaz. Yaklaşık yirmi yıldır yurt dışında yaşamama rağmen hâlâ bir Çin vatandaşıyım ve Çin pasaportuna sahibim. Abartmak istemem ama benim yaşadıklarımla benzer şeyler yaşayan ya da benzer bir aile geçmişine sahip olan ve bütün bunlara rağmen Çin pasaportunu elinde tutan çok az insan var.
Peki niçin hâlâ Çin pasaportuna sahibim? Çünkü bu pasaportu hayatımın ayrılmaz bir parçası olarak görüyorum. Adeta bir doğum lekesi: seçilmiş değil, verilmiş bir şey. Çin’de doğduğum, Çinli olduğum gerçeğini ne ben değiştirebilirim ne de başkaları. Bu benim kendi bireyselliğimin işareti. Çinliyim ve Çin’e döndüğümde herhangi bir korku, karmaşa ya da tehlike hissetmiyorum. Şu an kendi kararlarından ötürü korku duyanlar korkmaya devam edecek, benim gibi her zaman iyimser olmayı seçenlerse iyimser kalacak. Ek önlemler mi? Bunu düşünmek bile komik. Hem günümüz dünyasında gerçekten ne tür önlemler alabilirsiniz ki?

Nesiller değişti ve açıkçası hizmet kalitesinin bu denli iyileşmiş olmasına çok şaşırdım.
SL: Pekin’e dönmek nasıl bir duyguydu?
AW: On yıldır Pekin’e hiç gitmemiştim ve çoğu insan bana şehrin pek çok yönden inanılmaz değiştiğini söylemişti. Fakat döndüğüm an, daha doğrusu bilincim oraya döndüğümün ayırdına vardığı an kırık bir yeşim parçası yeniden bir araya getirilmiş gibi hissettim: parçalar birbirine öylesine uyumluydu ki arada en ufak bir boşluk yoktu.
Bana göre değişen hiçbir şey yoktu. Tanıdığım Pekin’deydim. Gün ışığı, kuru hava, sokaklar, onca kalabalık ve insanların yüzündeki ifadeler – benim için hepsi çok tanıdıktı.
Günümüzde Pekin, Çin’in farklı bölgelerinden gelen eşi benzeri olmayan bir mutfağa sahip. Üstelik bir imparatorun sofrasına layık son derece kaliteli yemeklerden yürüyüş yaparken tadını çıkarabileceğiniz hafif atıştırmalıklara kadar ne ararsanız var.
SL: Seyahat esnasında Instagram’da paylaştığınız bir fotoğraf mezarlıkta çekilmişti. Niçin oraya gittiniz?
AW: Annem hâlâ hayatta ama babam yaklaşık otuz yıl önce bu dünyadan ayrıldı. Çin’e ne zaman dönsem uzun süredir hissetmediğim bir aşinalıkla sarıp sarmalanırım. Çin geleneğinde aile mezarlığını ziyaret etmek hayatın bir parçasıdır ve geleneklere çok bağlı olmasam da her zaman oraya gitmem gerektiğini hissederim. Bu sefer yanımda oğlum da vardı ve bu benim için çok anlamlıydı.
SL: Pekin’in size çok tanıdık geldiğini söylüyorsunuz ama şehir mutlaka değişmiştir.
AW: En çarpıcı değişiklikler ayrıntılarda saklı. Nesiller değişti ve açıkçası hizmet kalitesinin bu denli iyileşmiş olmasına çok şaşırdım. Yemeklerin çeşitliliği ve mutfak sanatında ulaşılan incelik beni gerçekten çok şaşırttı. Belki de yemek yemeyi sevdiğim içindir çünkü yemek benim için çok önemli.
SL: Pekin’deyken yalnızca orada bulabileceğiniz bir yemek yediniz mi?
AW: Günümüzde Pekin, Çin’in farklı bölgelerinden gelen eşi benzeri olmayan bir mutfağa sahip. Cadde boyunca yürürken düzinelerce farklı bölge ve kültüre ait onlarca farklı mutfakla karşılaşabilirsiniz. Üstelik bir imparatorun sofrasına layık son derece kaliteli yemeklerden yürüyüş yaparken tadını çıkarabileceğiniz hafif atıştırmalıklara kadar ne ararsanız var.
Tarih boyunca Çin mutfağının eşsiz çeşitliliğine ve zenginliğine ulaşabilen hiçbir ülke olmadı ve olmayacak da. Muhtemelen buna yalnızca Hong Kong yaklaşabilir. Çin mutfağının derinliğinin ve kültürel öneminin dünyanın hiçbir yerinde eşi yok.
SL: Hizmet kalitesinin iyileştirilmesinden bahsederken tam olarak neyi kastediyorsunuz?
AW: Küçük bir örnek vereyim. Çin’de bir banka hesabım var. Asistanım bu hesabı yeniden etkinleştirmemiz gerektiğini söyledi, ben de kabul ettim. Nispeten sakin bir şubeye gittik ve beklememize gerek kalmadan gişeye yöneldik. Karşımızda güler yüzlü ve yardımsever bir çalışan vardı. Hesabımı yeniden etkinleştirdi, o sırada da hâlâ önemli bir miktar bakiye olduğunu fark etti. Ona bunu tamamen unuttuğumu söyledim. Hesapta birkaç farklı para birimi olduğunu ekledi ve ben de hangileri olduğunu açıklaması için rica ettim. Aslında bunların hiçbirini hatırlamıyordum. Bütün işlemlerin tamamlanması beş dakika bile sürmedi.
Ardından yaklaşık iki yüz metre kadar yürüdük ve tanınmış bir giyim mağazasına girdik. Çin’den alıp Avrupa’ya getirdiğim ceketimi yaklaşık yirmi yıldır giydiğimden kolları yırtılmıştı, ben de kendime yenisini almaya karar vermiştim. Mağazadaki görevli bana birkaç alternatif gösterdi ama modaya fazla uygun olduklarından onları pek beğenmedim. Bunun üzerine gülümsedi ve bana özel bir ceket dikip dikemeyeceklerini sordu. Bunu yapabilecek olmalarına gerçekten çok şaşırdım ve hemen kabul ettim. Ölçülerimi aldı, birkaç gün içinde hazır olacağını söyledi. Her şey otuz dakikada olup bitti. İşte ben buna hizmet sektörünün verimliliği derim.
Almanya’da ne zaman bir şeyler hakkında bilgi almaya çalışsanız bununla ilgili yaşamak zorunda kaldığınız stres tasavvur edilemez boyutlara ulaşabiliyor. Bugün bile çoğu sanatçı Almanya’ya yaptığı vize başvurularına inanılmaz sıkıntılar yaşıyor.
SL: Almanya ile Pekin’i karşılaştırmanızı istesem?
AW: Almanya’da banka hesaplarım iki kez kapatıldı. Yalnızca benimkiler değil, kız arkadaşımınkiler de. İsviçre’de, ülkenin en büyük bankasında hesap açamadım çünkü talebim reddedildi. Daha sonra başka bir bankada hesap açtım ve kısa süre içinde o hesap da kapandı. Buna benzer pek çok şey yaşadım ama ayrıntılarına girmeyeceğim çünkü bahsettiğim süreçler hem karmaşık hem de aşırı mantıksız.
Almanya’da ne zaman bir şeyler hakkında bilgi almaya çalışsanız bununla ilgili yaşamak zorunda kaldığınız stres tasavvur edilemez boyutlara ulaşabiliyor. Bugün bile çoğu sanatçı Almanya’ya yaptığı vize başvurularına inanılmaz sıkıntılar yaşıyor.
Günlük yaşamda Avrupa’da karşılaştığım zorluklar Çin’e göre on kat daha fazla. Avrupa toplumlarında hizmet sektörünün gerçekten garip bir zihniyeti var ve bu bana çoğu zaman şaşırtıcı geliyor. Üstelik aynı durum bürokratik yapı için de geçerli.

Uzun süre Almanya’da yaşadım ve onca süre içinde hiç kimse beni evine davet etmedi. Komşular en fazla birbiriyle selamlaşıp geçer.
SL: Pekin’i Berlin’le karşılaştırsak?
AW: Pekin kış ortasında bile muhteşem bir gün ışığıyla doludur. Berrak bir havası var ve sıcaklık sıfırın altında olsa bile insan Pekin’de dolaşırken sıcaklık, ferahlık hissediyor. Almanya’da kış mevsiminin nasıl olduğundan bahsetmeyeceğim çünkü bunu hemen hemen herkes bilir. Politik iklim açısından düşünürsek günlük yaşam çok daha doğal ve insani çünkü herkes önünde ne varsa ona odaklanma eğiliminde. Uzun süre Almanya’da yaşadım ve onca süre içinde hiç kimse beni evine davet etmedi. Komşular en fazla birbiriyle selamlaşıp geçer. Çin’e gittiğimdeyse farklı meslek gruplarından birçok insan benimle görüşmek istediğini söylüyor. Hatta öyle ki, onların coşkusundan utandığım oluyor. Çünkü aralarında eski üst düzey hükümet yetkilileri, devlet kurumlarında çalışanlar, sanatla ya da geçmiş hayatımla bağlantılı kişiler var.
Çin özünde hızla modernleşen bir tarım toplumu ama yine de Konfüçyüsçü gelenekleri, insanlar arasındaki derin ve incelikli ilişkileri, kendi özgün kültürünü ve sosyal yapısını koruyor. Almanya soğuk, rasyonel ve son derece bürokratik bir ülke. İnsanlar birer birey olarak üstün bir dünyada yaşadıklarına inansalar da, aslında kendinizi kısıtlanmış ve güvensiz hissediyorsunuz. Çünkü maddi yönden rahat olmak demek insanlık ve insani değerler bakımından her zaman galip geleceğiniz anlamına gelmez.
Çin, Trump tarafından getirilen yeni gümrük politikasına pek önem vermiyor. Açıkça söylemek gerekirse onlara saçma geliyor çünkü ABD kapitalist bir ülke olmasına rağmen yapılan şey hem kapitalizmin hem de serbest rekabetin en temel ilkelerine aykırı.
SL: İnsanların şu an Pekin’deki gündemi ne? Neler hakkında konuşuluyor?
AW: Her şey. Çinlilerin duygusal zekâsı çok yüksektir. Mao’nun eğitim anlayışı iki temel ilke üzerine kuruludur: vatanını sahiplen ve dünyaya gözünü aç. Bu, gençlerin eğitimlerinin bir parçasıdır. Dolayısıyla Çinliler karşılaştırma yapmaktan, politika, toplum, uluslararası meseleler ve küresel konular hakkında tartışmaktan büyük keyif alırlar.
SL: Konuşulan konular içinde Trump’ın gümrük tarifeleri de var mı?
AW: Çin, Trump tarafından getirilen yeni gümrük politikasına pek önem vermiyor. Açıkça söylemek gerekirse onlara saçma geliyor çünkü ABD kapitalist bir ülke olmasına rağmen yapılan şey hem kapitalizmin hem de serbest rekabetin en temel ilkelerine aykırı. Şu da var, Trump’ın gümrük politikasını aptalca buluyorlar ve bunun sebebi de bütün yükü Amerikalı vergi mükelleflerinin çekecek olması. Çin yeni tarifelerin yarattığı etkiyi kendisi açısından en aza indirgemeye çalışıyor ama nihai düşünce, Amerika Birleşik Devletleri’nin böyle bir gümrük politikasının sonuçlarını kaldıramayacağı yönünde.
Çinlilerin kendi hayatları var. Bir şeyler ister biraz daha az olsun ister biraz daha fazla. Başa çıkmanın yolunu her zaman bulurlar.
Günümüz siyasetinde Almanya henüz tarih ve gelecek arasında konumunu bulamamış, güvensiz ve özgür olmayan bir ülke durumunda.
SL: Çin’de Almanya’dan hiç bahsediliyor mu?
AW: Günümüz siyasetinde Almanya henüz tarih ve gelecek arasında konumunu bulamamış, güvensiz ve özgür olmayan bir ülke durumunda. Özgüveninin yüksek olduğunu iddia etse de, kendini gerçekleştirme söz konusu olduğunda Alman toplumunun hâlâ pek çok yetersizlikle mücadele ettiği bir gerçek.
Çinliler Alice Weidel’ı takdir ediyor. Hatırladıkları ve saygı duydukları tek kişi o. Bunun nedeni de Weidel’ın Çin ile olan bağları, orada geçirdiği zaman ve bir politikacı olarak fikirlerini açıkça ifade edebilme becerisi.
SL: Peki Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş hakkında ne düşünüyorlar?
AW: Çinlilerin bu konudaki görüşü Çin hükümetinin görüşüyle hemen hemen aynı. Yani bu savaşın asla başlamamış olması gerektiği fikrindeler. Ve elbette Ukrayna halkının çektiği acı ve yaşadıkları kayıplara karşı derin bir empati söz konusu.
SL: Çin halkı kendi ülkelerinin dünya için öneminin farkında mı?
AW: Çinliler dünyanın onlar hakkında ne düşündüğüne ya da Çin’in dünyada nasıl bir rol oynadığına çok önem vermez. Fakat Çin’in geçmişte maruz kaldığı aşağılanmalardan kurtulması ve boyun eğen bir halk izleniminden sıyrılması onlar için önemli. Zira Çin’deki çoğu insan için geçen son yüzyıllar utanç dolu dönemlerden ibaret. Bugün odaklandıkları öncelikli meseleyse kendi yaşam koşullarını iyileştirmek.
Çin hiçbir zaman genişlemeyi amaçlayan bir ülke olmadı ama halkının onuru ve ulusal gurur söz konusu olduğunda asla taviz vermez.
Çeviri: Fulya Kılınçarslan
Kaynak: Berliner Zeitung
