Aralıkta Düşünmek: Vertov’un Sine-Gözü ve Clınamen

“Sine-göz (Vertov buna ‘makine-göz’ de der), yeni bir maddeyi, yeni duyguları ve yeni kuvvetleri hissedilir kılarak, bedenlerin sürekli bir başkalaşımı, kesintisiz bir hareketi içinde devinir. Bu nedenle, ilk sinematografik imajların yeğinliğinde, ‘dünya’ sanki sarsılmış, sağlamlığını ve istikrarını yitirmiş görünür. Sine-göz, imaja yalnızca hareketi değil zamanı da dahil ederek, bedenlerin oluşundan onların yeğinliklerini, cisimsiz öğelerini kapar. Kameranın ve montajın sapan hareketleri bizi artık yalnızca insani bir boyut taşımayan zamanın, sürelerin ve hızların doğrudan bir deneyimine taşır.”1

Görme, görüş, görünmeyeni görünür kılma olanağı olarak bir sine-göz… Kapitalizmin görünür dünyasına karşı etik ve toplumsal bir savaş makinesi… Herhangi bir gözün değil sine-göz’ün gördüğü ve aralıkta açığa çıkan zamanın ve virtüel olanın kuvvetleri…

Sinemanın montaj olduğuna inanan Dziga Vertov’un sine-göz’ü insan gözünün sınırlarının ötesine geçme çabası olarak sinematografik imajın yaratımıdır. Peki nedir sinematografik imaj? Kameranın bir çekim aygıtı olarak alımlanmasının yıkıldığı insani olmayan bir gözün, şeylerin içinden ve yüzeyinden bir gözün saf görüşü. Burada altı çizilmesi gereken nokta “kameranın bir çekim aygıtı olarak alımlanmasının yıkılması” meselesi. Kamerayı bir çekim aygıtı olarak alımlamayı bıraktığımızda, bir sine-göz ya da makine-göz olarak kamera görünürün ardındakini görmeye koyulur. Montajda algılanım artık maddenin içindedir. Deleuze için bu, nesnelliğin tanımıdır: Sınırlar ya da mesafeler olmaksızın görmek.

“Materyalist Vertov’un sinema için gerçekleştirdiği şey, Madde ve Bellek’in birinci bölümündeki materyalist programdır: İmgenin kendi-içindesi. Vertov’un sine-gözü, insani olmayan gözü, bir sineğin, bir kartalın ya da başka bir hayvanın gözü değildir. Bu, Epstein’ın tarzında, doğuştan zamansal perspektifle donatılmış, tinsel bütünü yakalayacak, tinin gözü de değildir. Tam tersine bu, zamana tabi olmayan, zamanı ‘yenilgiye uğratmış’, ‘zamanın olumsuzu’na erişen ve maddi evreni ve onun uzanımından başka bütün tanımayan maddenin gözüdür, maddenin içindeki gözdür.”2

Peki bu savaş makinesi bizi klişe çöplüğünden kurtarabilir mi?

Böylece, Vertov’un montaj-düşünce kavramına varırız. Zira kendisinin de belirttiği gibi, “sine-göz, zamanın mikroskopu ve teleskopudur.” Burada artık tümüyle kesmelerle/sapmalarla kurulu yeni bir düşünme modeli açığa çıkar.

Montaj-düşünce ile klişe imajların bertaraf edilmesi ve neden-sonuç ilişkisiyle kurulan sentetik bağların çözülmesi bizi Dziga Vertov’un aralık teorisi’ne taşır. Tıpkı Blanchot’nun belirttiği gibi, nasıl ki yaklaşmak için uzaklaşmak gerekiyorsa, Vertov’un aralık teorisi de benzer biçimde işler. Üstelik sinematografik imaj da bu aralıkta belirir. Satır aralarını atlamadan okumak, bakmak, görmek gerekir. Zira giz, satır aralarındadır. Peki ama nasıl? Yanıtı Ulus Baker şöyle veriyor: “Aralık kuramı iki şey, varlık, durum, oluşum arasındaki uzaklığı ölçen ‘mesafe’ kavramından farklı olarak, birbirinden çok uzak olan herhangi iki şey arasındaki ‘yakınlık’ derecesini ölçmeye adanmıştır. Böylece aralık ‘ayrılmanın’, ‘uzaklaşmanın’, ‘yabancılaşmanın’ keskin eleştirisinin temel kavramıdır. Sinema ve videoda aralık, Vertov’un kurgu ilkeleri uyarınca, birbirinden çok uzak ve bağlantısız görünen iki imgenin ya da görüntünün arasında yer alan şeydir. Vertov’a göre, iki imgenin arasında bir boşluk yoktur, aksine bir yakınlık derecesi vardır ve bu sinematografik imge adı verilen şeyden başkası değildir.”3 Bu aynı zamanda, etik-politik bir düşünme modeli olarak imgenin yaşama katılması, beklenmeyenin gerçekleşmesi, gelmekte olanın keşfidir. Nitekim Godard’ın peşinden gittiği de buydu: Sinematografik imaj ya da sinematografik savaş makinesi olarak sine-göz.

Neredeyse hepimizin düşünme ve eyleme biçimi, öğrenilmiş aynılıklar üzerine kurulu.

Peki bu savaş makinesi bizi klişe çöplüğünden kurtarabilir mi? Önce klişeden ne anladığımı açmam gerek. Kalıplaşmış, içselleştirilmiş düşünme biçimleri, reklam imgeleriyle, hazır duygulanımlar ve öğrenilmiş tepkilerle örülmüş tüm temsil rejimleri özünde klişe imajın ta kendisi. Günlük hayatımızda durmaksızın maruz kaldığımız bu klişe bombardımanına neden karşı koyamadığımızın yanıtı ise şaşırtıcı ölçüde basit ama sarsıcı: Çünkü biz de birer klişeyiz. Neredeyse hepimizin düşünme ve eyleme biçimi, öğrenilmiş aynılıklar üzerine kurulu. Bu aynılıklar bozulduğunda, özdeşlik kurulamadığında ise çoğu zaman geri çekilmeyi, kaçmayı ya da olay mahallini terk etmeyi seçiyoruz. Bu, bizim hayatta kalma pratiğimiz. Tam da bu yüzden klişeleri sever, onlardan rahatsızlık duymayız. Filmler, kitaplar, şarkılar, resimler ve hikâyeler klişelerle dolu; hatta onlara yöneltilen eleştiriler/kritikler bile çoğu zaman klişelerin yeniden üretiminden ibaret.

Özetle, hepimiz kara delikler tarafından yutulduk. “Kara bir deliğin dibinden nasıl yayın yapılır?” diye soruyordu Felix Guattari. Yanıtı kendi içinde saklı bu soruyu bir de tersinden soralım: Yayın yapabilmek için nasıl bir kara delik yaratmalıyız? İşte Dziga Vertov’un savaş makinesi bizi yeni kara delikler yaratmaya ya da görünmeyen kara delikleri görünür kılmaya çağırıyor. Bulundukları zaman ve mekân içinde birbirinden son derece uzak olan şeyleri bir arada tutan aralıkları keşfetmeye…

Kapitalist imaj üretimini krize sürükleyen Ozu sinemasından İtalyan Yeni Gerçekçiliği’ne, Fransız Yeni Dalgası’ndan Alman Bağımsız Sineması’na, imajın temsili aşarak süre, kesinti ve boşlukla düşünmeye zorladığı bu sinemasal hat, Arap Baharı, Occupy Wall Street ve Gezi Direnişi gibi yakın dönem toplumsal hareketlerde kolektif bir deneyim alanına taşınır. Günümüzde ise bu hat, artık merkezi bir bakışa ya da bütünlüklü bir anlatıya tutunamayan, çoğaltılan, dolaşıma sokulan ve bağlamından koparak yeniden-politikleşen imgeler aracılığıyla Black Lives Matter, Sarı Yelekliler ve Filistin dayanışma pratiklerinde kendini yeniden üretir. Bu kara delikleri görünür kılmak için, tüm bu aralıklar arasındaki dikişlerin nasıl atıldığına, uzaklıklar içindeki beklenmedik yakınlıklara bakmak gerekiyor. Zira asıl mesele, imajlar, düşünceler ve eylemler ‘arasında’ beliren sıçrayışları, sapmaları ve kopuşları keşfetmekte yatıyor.

Dziga Vertov: Kameralı Adam

İki uzak imaj nasıl yakınlaşabilir? Estetik ve politik bir proje, bir düzenek olarak işleyen Vertov’un savaş makinesi –sine-göz– tam da bu sorunun izini sürerek klişelerin ve klişe imgelerin ardında kalan alanı açığa çıkarır. Algı-hareket şemasının dışına çıkmak dayanılmaz, katlanılmaz ve hatta acı verici olsa da bu yeni imaj rejimi bakışta bir derinleşme yaratarak yeni politik öznelliklerin ve estetik süreçlerin oluşmasına imkân tanır. Epikourosçu bir clinamen olarak işleyen sine-göz, hem Epikouros’un hem de Lucretius’un “atomların savruluşu” ilkesini çağırır: Atomlar, sürekli dikey hareketlerinden saptıkları anda çarpışır ve birbirleriyle temasa geçerler. Bu sapma bir kaza ya da arıza sonucu ortaya çıkmaz; aksine, en başından itibaren atomun hareketine içkindir. Clinamen’de hem tesadüf hem de zorunluluk birlikte işler.

Latince “sapma”, “yoldan çıkma”, “rotadan ayrılma” gibi anlamlara gelen clinamen sözcüğündeki “sapma”yı, burada düzenin dışına çıkma olarak değil, bir kendinde-sapma olarak kavramak gerekir. Önce-sonra, köken-erek gibi dogmatik sabitlerden kaçan bu ilke, yazgının zincirlerini kıran ya da bağlantısını askıya alan bir dünyalar çokluğunun suretini taşır. Artık ne bir başlangıç ne de bir son vardır; her şey aralıkta oluşur, her şey ortadan başlar. Yeni karşılaşmalar, birleşmeler, toplanışlar ve kimi zaman kopuşlar tam da bu nedenle mümkündür.

Bu bağlamda Vertov’un sine-gözü, bir sapma yaratımı olarak işler. Süreklilik düşü, yıkıcı bir pratik olan kesme aracılığıyla bozulur; iki uzak imaj montaj yoluyla birbirine dikilir. Bu dikiş bir aralıktır. Aralık ise yaratıcı bir sapma, bir yoldan çıkma olarak montaj-düşünceye göz kırpar. İki uzak imajın beklenmedik karşılaşması, çarpışması ve bir araya gelişi olarak Dziga Vertov’un Kameralı Adam (Chelovek s kino-apparatom) projesi bir clinamen’dir: dayanışmadır; yazgının zincirlerini kırarak oluş serüvenine açılan bir isyan düzeneğidir.

“Atölyeyi terkettik – hayata, gözle görülen her şeyin itişip kakıştığı bir girdabın içine dalmak için. Orada güncel olan her şey bir arada –karşılaşıp ayrılan insanlar, tramvaylar, motosikletler ve trenler, kendi hatlarında dolaşıp duran otobüsler, her biri kendi uğraşının peşine düşmüş arabalar– ve gülümsemeler ve gözyaşları ve ölüm ve görevler…”4

1 Maurizio Lazzarato, Video Felsefe–Zamanı Kristalleştirme Makineleri

2 Gilles Deleuze, Sinema 1–Hareket-İmge

3 Ulus Baker, Aralık Nedir? http://www.korotonomedya.net/kor/index.php?id=21,220,0,0,1,0

4 Dziga Vertov, Kentin Girdabında Kamera http://www.korotonomedya.net/kor/index.php?id=9,74,0,0,1,0