“Kalemin gücü, kullanmasını bilmeyenlerin sandıklarından çok daha fazladır”
Rönesans’ın ana hatlarıyla İtalya’da doğmasının mantıksal nedenleri vardır. Bunlardan biri, İtalya’nın Roma kültürünün üzerine oturmuş olması, yani Antikite kültürünün olduğu coğrafyada bulunmaları. Bir başka neden de liman sayısının fazla olması ve deniz ticareti nedeniyle zenginleşmeleri. Öncelikle edebiyat ve dil alanında ortaya çıkan Rönesans’ın önemli isimleri denince aklımıza ilk gelenler Dante Alighieri (1265-1321) ve Giovanni Boccaccio’dur (1313-1375). Dante gibi, onun takipçisi Boccaccio’nun da önemi, halk dili olan İtalyancayla yazmasından gelir. O çağlarda bütün Avrupa’da yazı dili Latinceyken Dante ilk defa halkının dili ile yazmıştı ve bir bakıma halk kitlelerinin de bu hareketi paylaşabilmelerini sağlamıştı. Nitekim artık anladıkları dilde metinler yazılmaktadır. Okumaları şart değildir. Latince bilmeyen bir insanın Latince yazılmış bir şiiri duysa bile anlaması mümkün değildir. Ama İtalyanca yazılmış bir şiiri anlayabilir, ezberleyebilir ve söyleyebilir. Hatta denir ki, “Dante zamanında eşek sürücüleri bile Dante’nin şiirlerini ezbere söyleyebilirlermiş.”
Giovanni Boccaccio, unutulmaz eseri Decameron’u üç yıl gibi bir sürede tamamlar. Antik Yunanca “deka emerai” sözcüklerinden türetilen “Decameron” sözcüğü “on günün kitabı” anlamına gelir. Öykülerin bir kısmı Ortaçağ İtalyası’nda zaten halk arasında bilinmektedir, ancak Boccaccio tarafından dönemin edebiyat ve kültür geleneklerine bir karşı çıkış olarak yeniden ele alınması hem öykülere hem de İtalyan düzyazı diline saygınlık kazandırmıştır. Öyküleri bireyin yeteneklerini ve aklını öne çıkaracak biçimde yeniden ele alırken Ortaçağ’ı alaycı bir üslupla eleştirmiştir.
Siyasal akımların edebiyatı etkilediği bir kültür ortamında Boccaccio’nun politikaya ve ahlaka sırt çeviren yazılarının ilgi görmesi elbette ki kolay olmaz. Nitekim öyküler yazıldıkça yayımlandığı için, Boccaccio kendisine gelen eleştirilere Decameron’un dördüncü gününün hemen başında yanıt verir. Boccaccio’yu rahatsız eden eleştirilerin başında, onun kadınlara düşkün olduğu, onları yüceltip onlara yaranmak istediği ve o yaşta birinin bu gibi davranışlarda bulunmasının yakışık almadığı yönündeki suçlamalar gelir. Bu aşamada Decameron’un belki de 101. öyküsü de diyebileceğimiz “Civciv” öyküsünü anlatır. Devamında da kitabı eşlerini, sevgililerini bekleyerek ömür tüketen kadınlar için yazdığını, kadınlardan elbette hoşlandığını, onların hoşuna gidecek eylemlerde bulunmasında da şaşılacak bir şey olmadığını, vücudunun zaten kadınları sevmek üzere yaratıldığını söyler. Yaşlı olduğu suçlamasına da, “pırasanın yaprakları beyaz olsa da sapı yeşildir” diye yanıt verir.
Öykülerin Yapısı
Öykülerin arka planını, 1350’li yıllarda Floransa’da toplumu kırıp geçiren veba salgını nedeniyle evlerinden ayrılarak önceleri Fiosole yakınlarında bir evde, sonra da bir şatoda konaklayan yedi kadın ve üç erkek karakterin, on günlük faaliyetlerinin anlatıldığı çerçeve öykü oluşturur. On kişilik grup her gün kendi içinden birini kral ya da kraliçe yapar, o gün anlatılacak on öykünün konusunu belirleme, yeme, içme ve eğlenme gibi faaliyetlerin hangi düzen için yapılacağına karar verme yetkisiyle donatır. Grup üyeleri yöneticinin seçtiği konuya bağlı kalarak duydukları ya da tanık oldukları olayları içeren öyküler anlatır. Birinci ve dokuzuncu günde herkes istediği öyküyü anlatırken üyelerden Dioneo kendisinin konuya bağlı olmadan serbest öyküler anlatacağına ilişkin diğerlerinden onay alır ve günün en son öyküsünü o anlatır. Cumartesi ve pazar kutsal günler sayıldığından bu iki günde öykü anlatılmaz. Her günün bitiminde şarkılar söylenir, danslar edilir ve yemekler yenir.

Giovanni Boccaccio unutulmaz eseri Decameron’u yaklaşık üç yılda tamamlamış.
Öykülerin konuları
Birinci gün: Boccaccio, yedi kadınla üç erkeğin hangi nedenle bir araya geldiklerini açıklar. Sonra da Pampinea’nın başkanlığında, her biri en sevdiği öyküyü anlatır.
İkinci gün: Filomena yönetiminde, zor bir duruma düştükten sonra mutlu bir sona ulaşabilmeyi başaranların öyküleri anlatılır.
Üçüncü gün: Neifile’nin başkanlığında başlayan üçüncü günde, çok istedikleri bir şeye ulaşma ya da yitirdiklerine kavuşma becerisini gösterenlerden söz edilir.
Dördüncü gün: Filostrato’nun başkanlığında, mutsuz sonuçlanan sevdalardan söz edilir.
Beşinci gün: Fiammetta’nın başkanlığında, karşılaştıkları üzücü, sıkıntılı olayların mutlu sonuca eriştiği sevdalılardan söz edilir. (Fiammetta, İtalyanca “küçük ateş” anlamına gelir ve Boccaccio’nun bir kilisede tanıştığı evli bir kadına taktığı isimdir. Decameron’da anlatıcı, kadınlardan birine bu ismi vermiştir. Fiammetta aralarındaki ilişkiye son verince duyduğu üzüntüyü Boccaccio, Decameron’un önsözünde şöyle ifade eder: “Bereket kendisi sonsuz olan O, kesin bir yasa koyup yeryüzündeki her şeyi sonlu kıldığı için, sevdaların en ateşlisi sevdam, aklın, mantığın, utancın ya da korkunun hızını kesemediği, belini bükemediği sevdam, geçen zamanın etkisiyle öyle duruldu ki, artık içim teknesini fırtınalı tutkuların denizinde batmaktan kurtarmış olanların erincine kavuştu. Artık acılar sona erdi, bir zamanlar dayanması onca zor sevdam, şimdi tatlı bir anı oldu.”)
Altıncı gün: Elissa’nın başkanlığında başlayan altıncı günde, bir saldırıya uğrayıp da akıllıca karşı çıkanlardan bir zararı, bir tehlikeyi, bir utancı hemen verdikleri karşılıkla, hızlı bir tepkiyle, buluşla etkisiz kılanlardan söz edilir.
Yedinci gün: Ayrıcalıklı Dioneo’nun başkanlığında kadınların sevdalarını savunmak ya da canlarını kurtarmak için kocalarına, belli ederek ya da etmeyerek oynadıkları oyunlardan söz edilir.
Sekizinci gün: Lauretta’nın başkanlığında başlayan sekizinci günde, hemen her gün erkeklere oyun oynayan kadınlardan, kadınlara oyun oynayan erkeklerden, erkeklere oyun oynayan erkeklerden söz edilir.
Dokuzuncu gün: Emilia’nın başkanlığında, herkes canının istediği, en sevdiği konudan söz eder.
Onuncu gün: Panfilo’nun başkanlığında onuncu ve son günde, sevda konusunda ya da bir başka konuda eli açıklıktan, gönül yüceliğinden kaynaklanan olumlu bir davranışta bulunanlardan söz edilir.
Decameron’un Etkilediği Diğer Bazı Eserler
Heptameron
İtalya ile aralarındaki ünlü Yüzyıl Savaşları süresince Fransızlar, işgal ettikleri İtalya’nın Rönesans kültürünü de öğrendi. 1500’lerde sanat koruyucusu bir kral olan I. Fransuva döneminde bunun ilk örnekleri görülür. Nitekim kız kardeşi Marguerite de Navarre, Decameron’a öykünerek bir kitap yazar. Her ne kadar, tıpkı Decameron gibi 100 öykü olmasını planlamışsa da, Navarre’nin erken ölümü nedeniyle kitap 72 öyküde kalır ve ölümünden çok sonra Heptameron (Yedi Günün Kitabı) adıyla yayımlanır.
Kadınlar Dekameronu
Julia Voznesenskaya tarafından kaleme alınan eser, Sovyetler Birliği döneminde, Leningrad’daki bir kadın doğum kliniğinde yatan on kadın hastanın, on gün boyunca anlattıkları öykülerden oluşur. Hastane bir bakteri nedeniyle karantina altına alınmıştır ve bu on kadın, karantina sona erinceye kadar birbirlerine başlarından geçen öyküler anlatırlar.
Sinema uyarlaması
İtalyan yönetmen Pier Paolo Pasolini, 1971 yılında eseri İl Decameron adıyla sinemaya uyarlamış, kitaptaki öykülerden dokuzunu filme aktarmıştır.
Bunlarla sınırlı olmamakla birlikte, Edgar Allan Poe, Daniel Defoe, Shakespeare ve Molière’in kimi eserlerine Decameron esin kaynağı olmuştur. Ayrıca Geoffrey Chaucer tarafından manzum bir şekilde yazılmış olan Canterbury Hikâyeleri de Decameron ile benzerlikler gösterir.
Sonuç Yerine
Decameron’daki kimi öyküler, Yüzbir Gece Masalları’ndaki öykülere benzer. Nitekim, 1234 yılına ait en eski elyazması, 2010 yılında Berlin’deki “Ağa Han Müzesi Hazineleri-İslam Sanatı Şaheserleri” sergisinde, Endülüs hat tarzıyla yazılmış bir metnin, Alman araştırmacı Claudia Ott tarafından keşfedilmesiyle ortaya çıkan Yüzbir Gece Masalları’nın yazıya geçirilişi de antik bilginin Arapça-Latince çeviriler üzerinden Avrupa’ya geçtiği döneme rastlar. Mağrip İspanyası’nın en büyük kentlerinden olan Endülüs’te, 7. ve 9. yüzyıllarda Doğu Arabistan’ın Bağdat ve diğer kültür merkezlerinde Yunanca, Orta Farsça ve Sanskritçeden Arapçaya çevrilmiş olan yapıtlar, burada bu kez de sistemli biçimde Arapçadan Latinceye, İspanyolcaya ve diğer Roman dillerine çevrilmiştir. Denizci bir halk olan Venedikliler sayesinde bu birikimin bütün İtalya’ya yayılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Örneğin, Dante’nin İlahi Komedya’sında Arapça yazılmış olan “Mirac Kitabı”nın etkisi kanıtlanmıştır. Benzer şekilde, Yüzbir Gece‘nin altmış ikinci gecesindeki “Kilerdeki Genç Uşak” öyküsüyle Decameron‘un yedinci gün, altıncı öyküsü neredeyse birbirinin aynıdır. Ayrıca Decameron’un bazı öykülerinde, tıpkı Yüzbir Gece ve Binbir Gece’de olduğu gibi, öykü içinde öyküler anlatılır.
* Giovanni Boccaccio, Decameron, “VIII. gün, VII. Öykü”, Çevirmen: Rekin Teksoy, Oğlak Yayıncılık, 2021, 912 s.
