“Don’t Let Me Down”

“Don’t Let Me Down” The Beatles’ın 1969 tarihli şarkısı. Edebiyat aracılığıyla hayata ve birbirimize tutunma ihtiyacına ve bu ihtiyacın evrensel bağlamına gönderme yapmak için seçilmiştir.

Mart, 2003

Yerin yedi kat dibine / Kökler

Çocukluğumun sesleri babamın dizinin dibinde dinlediğim Kürtçe klamlar ve Doğu’nun edebi mirasından sızan mistik söylencelerdi. İlk gençliğimde tarih okumaya çoktan merak salmıştım. Bu sessel zenginliği duymaya başladığım dönemin fonu ise yıl içinde bir bütün olarak sadece üç renge boyanan –sarı, yeşil ve kırmızı– susuz ve sınırsız Kızıltepe toprağıydı. Ortadoğu, özelde Mezopotamya tarihi ve toprağı bugün halen taşlaşmış dinsel ayrılıkların içinden şekilleniyor. Oysa bu verimli toprak mitsel, mistik ve dolayısıyla imgesel bir zenginliğin canlı bir yeryüzü parçasıdır.

Yol Kolçağı’nda yerin yedi kat dibine yedi imgesel anahtarla inerek, farklı açıklıklar keşfetme fikri beni cezbetti. Toprağın yuttuğu, soykırımların boğduğu, cehenneme sürgün edilmiş sözcükleri, imgeleri aradım. Bu acı toprakta unutulmuş, büyülü sözcüklere köklendi şiirim: aşk ve özgürlük.

Mart, 2009

Doğunun toprağı / Batının kara tahtasında / Dünya edebiyatının hava kökleri

Batı merkezli tarih sahnesinde üstü çizilmiş Kürt kimliğini ve tarihini birtakım işaretlerle okunur hale getirmek istedim. Kürtçenin düşün dünyasının mihenk taşlarının ana karakterler olduğu bir sahne kurma imkânını değerlendirdim. Kültürel coğrafyaya özgü birtakım imgeler, ifadeler, nesneler ve duyguların dökümünü onların ağzından yaptım. Bu sahnede Pavese, Eluard ve Calvino gibi dünya edebiyaçılarına da söz verdim.

Dövmenin şiddet yüklü doğasında her zaman estetik bir tekinsizlik vardır. Dövme, bir yanıyla belleği derinize kazır, diğer yandan el değmemiş bir hafıza üzerinde estetikle dondurulmuş bir unutkanlık tehlikesini taşır. Edebiyatın bana göre politik yanı, yaşanan acıları dünya ve çağ ile buluşturabilecek estetik yeniden düzenlemeyi inşa edebilmesidir. Toprak bir yanıyla evrensel bir şiddet tarihinin belleğidir. Şiir bu tozülkede havaya doğru köklenmeyi becermelidir.

Ekim, 2011

Deniz ve dağ/ Köksüzlük ve ziggurat/ Belli belirsiz geçitleri açmak

Ronya ve Afallamaları’nda Batı medeniyetinin referans noktası sayılan Yunan mitolojisindeki deniz tanrılarını bir dağ ülkesine çağırdım. Deniz tanrıları bu dağ ülkesinin dünyasını dağın dilinden nasıl anlatır bakmaya çalıştım. Bir bakıma Yunan mitolojisini Kürt coğrafyasındaki birtakım toplumsal duyarlıklarla yeniden yorumlamaya çalıştım.

Yeterince uygarlaştırılamamış ve yıllarca dili ve kültürü yok sayılmış bir halkın coğrafyanın içine doğdum. Edebiyatın toprağındaysa dünyanın bir çocuğuyum. Başımıza gelen felaketler zaman zaman şaşkınlıkla karışık bir öfke duygusu yaratır. Diğer yandan çocukluğa içkin bir tür naiflik, bir tür acemice bir açık olma, merak hali vardır. Birbirine karşıtmış gibi duran bu iki çocukluk halini düşünerek yazdım. İkiliklerin yerleşik, doğrusal ve izole edici yapısına karşı karşılaşmalarla, yer değiştirmelerle Doğu’ya yeniden bakmayı önerdim. Üçüncü bir yol açmak istedim şiirime.

Nisan, 2021

Başka bir dile göçmek / Kürtçe bilmeyenime / Hakikat taşların dilinde

Türkçe bilmese de eve her gün gazete getiren, aralarında resimli bir ansiklopedinin de olduğu çuval çuval kitapları bir şekilde bulup köyün çocuklarına dağıtan bir babayla büyüdüm. İlkokulda Türkçe okumayı söktüğümde her gün sayfa sayfa gazete okudum babama. Çocukluğum dillerin harman olduğu sıcacık bir yuvaydı, okumaksa dünyanın atlasını sermişti aniden önüme. Kürtçenin siyah derim olduğunu yine ilkokul sıralarında öğrendim.

Çok dilli bir dünyanın bereketli bağları yerine harflerle kavga eden tekçi zihniyetlere konuşmayı her zaman reddettim. Bunun yerine kolektif ve estetik itiraz biçimlerini çeşitlendirmeyi tercih ettim. Bu yolda giriştiğim çeviri, yayıncılık, dil ve kültür aktivizmi gibi faaliyetler bu repertuara dahildir. Diğer yandan benim konumumda bir yazarın Türkçe yazmasına itiraz edilmesi de değerlidir.

Nora İstanbul Bir Hiçtir Türkçe ilk şiir kitabım. Dillerin, kentlerin ve acıların hiyerarşisine kafa tuttuğum, farklılığı kabul etmenin her birimizin yitik yanlarına ışık tutabileceğini düşündüğüm bir durak. İstanbul ve Diyarbakır farklı diller tarihlerle bezenmiş birer aşk ve direniş adasıdır. Birbirlerine kusurlu da olsa açılsınlar, aynı evin farklı pencerelerinden birbirlerine iç döksünler istedim. Türkçenin kulağına çocukluğumun Kürtçe, Arapça, Farsça seslerini fısıldadım. Deniz ile taş, aşkla ağıt, hayal ile hakikat, düzyazı ile şiir, Diyarbakır ile İstanbul arasına sualtından ilmekler dokudum.

Aralık, 2024

Türkçe yazdığım Gidenleri Rahat Bırakma Kılavuzu / Kalanları Rahat Bırakma Kılavuzu ve Kürtçe yazdığım Aşka Talip Olanlar eşzamanlı yayınlandı. Tohumları geçmişte atılmıştı. Zamanın ve deneyimin karnında geri dönülmez başkalaşımlara uğradılar.

Gidenlerin havalanan kökleri/ Kalanların hafifleten bağları/ Aynılık itirazları

Şiirde ve hayatta yeniliği, deneyselliği, biçimler türler arasında gidip gelmeyi seviyorum. Gidiş ve kalış, geçmiş ve gelecek, kökler ve gökyüzü nasıl bir poetika ile şimdiye yenilenerek konabilir? İmgelerin çok yönlü hareketinde esas olarak edebi toprağın canlılığı arıyorum.

Gidenleri Rahat Bırakma Kılavuzu/ Kalanları Rahat Bırakma Kılavuzu’nda ayrılık, gitme ve kalma hallerini gerçek ve metaforik anlamların, kurgu ve kurgu dışı durumların birbirine karıştığı biçimsel bir dille aktarmaya çalıştım. Kendimizi giden ya da kalan olarak sabitlediğimiz hallerimizi, kalıplaşmış anlamlar yerine, estetik bir müdahaleyle yeniden yazmaya kalkıştım. Ayrılık konusuyla hemhal olurken ve kalmaktan yana hissettiğim bir durakta bu şiirsel müdahale bana, gitmek ve kalmanın çoğalarak birbirine akan dünyalarını gösterdi; hafifledim. Kitabın bir tarafı gidenlere, diğer tarafı kalanlara yazıldı. İki ayrı kitap bir kitapta buluştu. Kitapların birleştiği orta sayfalarda ise çok sevdiğim şair ve çizer arkadaşım Anita Sezgener’in çizimleri var. Bu ara bölgede gidenler kalanlara, harfler çizgilere karışıyor. Aynılığın düz çizgilerindense, kesik kesik, boşluklu, her an havalanmaya meyilli komşuluklar…

Dünyanın haritasında / Kendiliğe havalanmak/ Toprağın eşik altı sesleri

Bugün küresel iktidar dünyanın her yerini birbirine benzetiyor, her türlü itirazı benzer yöntemlerle işlevsizleştiriyor. Farklı bir gelecek için toprağın altında duyulmaz olan sesleri duyulur hale getirmeliyiz. Hikâyemizi anlatmak ve hikâyemizin duyulması bize her zaman güç verir. Birbirimizi anlayamayabiliriz ama birbirimizi dinlemeye açık olmalıyız. Sesleri her zaman daha da çoğaltmayı seçmek, dünyaya kendinizi açmak, dünyanın direnişine hava kökleri olmak… Edebiyatçıyı bana göre büyük yapan şey budur.

Aşka Talip Olanlar’da amacım Kürt belleğinde dağın çok yönlü anlam arşivini, dünyanın herhangi bir yerinde kendi kaderini belirlemeye talip olanlara açmaktı. Kürt bir birey olmanın bireysel ve kolektif tarihinin mitik bir tarih anlayışı gerektirdiğini düşünüyorum. Çoklu karşılaşmalarla yenilenen, zorlu ama yaratıcı bir mitik söylem alanı. Şiirin, kök saldığı coğrafyadan her yöne sıçrama gücüne sahip olması gerektiğine inanıyorum. Ve bu coğrafya sadece bir toprak parçası değil, geçmişe, bugüne ve geleceğe uzanan canlı bir varlıktır.

* Bu yazı Lal Laleş’in Nisan, 2025 ayında, Hava Kökleri (Arieal Roots) teması etrafında tanışmak, düşünmek ve yazmak üzere Berlin Edebiyat Evi’nde (Literarisches Colloquium Berlin) geçirdiği bir aylık sürecin 29.04.2025’de aynı adlı kapanış etkinliği için hazırlanan Kürtçe orjinalinden çevrilmiştir.