Meta-Facebook-Instagram Raporu: Dijital İşgalden Fiziksel Yıkıma

Facebook haber akışındaki gönderilerin kullanıcıların oy verme davranışını önemli ölçüde etkilediğini ortaya koydu. Söz konusu araştırmada veri bilimcileri, milyonlarca veriyi analiz etti ve arkadaşlar tarafından desteklenen belli gönderilerin doğrudan 60.000 seçmeni, dolaylı olarak da 280.000 seçmeni etkilediğini ve 340.000 ek oy artışı sağladığını tespit etti.

Gözetim Kapitalizminin En Kıymetli Varlığı: Meta’nın Veri İmparatorluğu

Facebook 2004 yılında, Mark Zuckerberg ve Harvard Üniversitesi’ndeki arkadaşları tarafından kuruldu. Başlangıçta yalnızca üniversite öğrencileri arasındaki iletişimi kolaylaştıran sosyal bir arkadaşlık ağıydı ama zamanla büyüdü ve bütün dünyada kullanıcıların fotoğraf, mesaj ve içerik paylaşmasına imkân veren küresel bir sosyal medya platformuna dönüştü.

2012 yılında Instagram’ı, 2014 yılında da Whatsapp’ı satın alan ve yıllarca veri gizliliğini ihlal, dezenformasyon ve gençlerin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri dolayısıyla eleştirilen Facebook, imaj yenileme çalışmaları kapsamında bütün şirketlerini 2021 yılında Meta Platforms adı altında topladı.

Meta’nın Karanlık Amacı

Günlük kullanıcı sayısı 3,4 milyar olan şirketin 2025 yılındaki toplam gelirinin %97’si (200,9 milyar dolar) Instagram ve Facebook’un reklam gelirlerinden geliyor. Bu da kazancın neredeyse tamamının hedefli reklam sisteminden, kullanıcı verilerinin kapsamlı bir biçimde toplanmasından ve analizinden elde edilmesi demek. Söz konusu kazanç modelinin veri güvenliği açısından barındırdığı riskler bir yana, Meta’nın Facebook ve Instagram’dan aldığı kişisel veriler çok daha karanlık bir amaca hizmet ediyor: İnsan davranışlarını öngörebilen, yönlendirebilen ve nihayetinde denetim altına alabilen yapay zekâ modellerinin eğitimi.

Yunanistan’ın eski maliye bakanı antineoliberal Yanis Varoufakis, yaklaşık bir ay önce Al Jazeera Medya Forumu’na katıldı ve Palantir çalışanlarından biriyle yaptığı konuşmaya atıfta bulunarak teknoloji şirketlerinin Gazze soykırımı dolayısıyla elde ettiği kârdan bahsetti.

(Bu arada finansmanı büyük ölçüde Epstein bağlantılı isimler tarafından sağlanan ve gözetim teknolojileri üzerinden gelir elde eden militer bir şirket olarak tanımlanan Palantir’in hem İngiliz hem de ABD hükümetiyle yakın ilişki içinde olduğunu, bu hükümetler için istihbarat yazılımları hazırladığını, firmanın kurucusu Peter Thiel’in aynı zamanda uzun süredir Meta’nın yönetim kurulunda görev aldığını ve Facebook’un ilk yatırımcılarından olduğunu ve Epstein ile yapmış olduğu iki bini aşkın yazışmada sık sık demokrasiye karşı duyduğu derin nefreti dile getirmekten çekinmediğini belirtelim.)

Varoufakis’in aktardığına göre, görüşme yaptığı bu Palantir çalışanı, Gazze’deki soykırımı sektör açısından “heyecan verici” olarak niteliyordu çünkü yoğun nüfuslu bölgelerin bombalanmasıyla elde edilen yüksek hacimli veriler yapay zekâ ürünlerini geliştirmek için kullanılmıştı. Gazze’de yaşayan nüfusun özellikle acil durumlarda sevdiklerine ulaşabilmek ya da yardım istemek için kullandığı sosyal medya uygulamalarından toplanan bu veriler, Ortadoğu’daki büyük veri merkezleri tarafından işlenip analiz edildi ve buradan üretilen algoritmalar Birleşik Krallık’taki hastanelerde acil durumlarda devreye sokulacak yapay zekâ teknolojisini eğitmek için yeniden markalanıp satıldı.

Filistinliler Üzerinde Denenenler

Varoufakis’in konuşmasında paylaştığı pek çok detay, soykırımdan elde edilen kârı ve şirketlerin çirkin yüzünü gözler önüne sererken Antony Loewenstein, 2023 yılında yayımlanan The Palestine Laboratory: How Israel Exports the Technology of Occupation Around the World (Filistin Laboratuvarı: İsrail İşgal Teknolojilerini Dünyaya Nasıl İhraç Ediyor) adlı kitabında, onlarca yıldır süren işgalin İsrail’e “düşman” bir nüfusu kontrol etme konusunda eşsiz bir deneyim kazandırdığını belirtiyor ve ekliyor: Gözetleme kameraları, yüz tanıma yazılımları, insansız hava araçları (İHA) ve yapay zekâ destekli hedefleme sistemi gibi teknolojiler önce Filistinliler üzerinde deneniyor, mükemmelleştiriliyor ve ardından uluslararası pazara sunuluyor.

Loewenstein kitabında, “Filistinlileri öldürmenin ya da yaralamanın pizza siparişi vermek kadar kolay olması gerektiğini,” söyleyen bir IDF (İsrail Savunma Kuvvetleri) subayının sözlerine yer vererek bu teknolojilerin yol açtığı yabancılaşma ve duyarsızlaşmaya da dikkat çekiyor.

Kullanıcı Hakları Gasp Ediliyor

Kısacası bu şirketler sizin özel hayatınızı gözetlemekten zevk alan ve bunun üzerinden milyarlarca dolarlık reklam geliri elde eden basit birer röntgenci değil. Sosyal medya uygulamalarından toplanan veriler (beğeni tıklamaları, anlık mesajlaşmalar, yer bildirimleri ve hatta sildiğinizi düşündüğünüz fotoğraflar) gözetim kapitalizmi tarafından tekrar tekrar işleniyor ve militer yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesine imkân tanıyan uzun bir sömürü zincirinin halkasını oluşturuyor.

İşte bu yüzden İran, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD tarafından başlatılan saldırılara yanıt olarak İsrail ve Körfez ülkelerindeki askeri hedeflerin yanı sıra Amazon’a ait veri merkezlerini vurarak İsrail ordusu için istihbarat verisi toplayan AWS sunucularının tamamını etkisiz hale getirdi ve bölgede İsrail’e veri akışını sağlayan Microsoft, Google, Palantir, Oracle gibi diğer teknoloji şirketlerinin merkezlerinin de hedefleri arasında olduğunu bildiren bir açıklama yaptı. ABD’nin Venezuela saldırısından sonra “savaş suçlarını yasallaştırmanın iş dünyası açısından iyi bir girişim olacağını” söylemekte herhangi bir sakınca görmeyen Palantir CEO’su Alex Karp ise, İran’ın veri merkezlerini vurmasını bir “savaş eylemi” olarak niteleyerek Batı’nın bu tür tehditlere karşı koyabilecek teknolojik bir alt yapıya sahip olmadığını söyledi.

Sonuç itibariyle bütün sosyal medya platformları ama özellikle de Meta, kullanıcılarının mahremiyetini “ücretsiz hizmet” kisvesi altında sistematik bir şekilde gasp ediyor ve bu verileri insanlığın ortak geleceğini tehdit eden savaş teknolojilerinin en temel besin kaynağı haline getiriyor. Üstelik icraatları bununla sınırlı değil.

Savaş Yanlısı İçerik Sansürü

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Ekim ve Kasım 2023 tarihlerinde Facebook ve Instagram tarafından kaldırılan 1.050 içeriği incelediğinde bunlardan 1.049 tanesinin Filistin yanlısı paylaşım olduğunu tespit etti.

İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin yapmış olduğu bir araştırmaysa İsrail’in Gazze saldırılarının başlamasıyla birlikte Filistinli haber sayfalarının etkileşimlerinin %77 oranında düştüğünü ve Filistinli gazetecilerin shadow ban1 uygulanmak suretiyle susturulduğunu ortaya koydu.

Filistinli sivil toplum kuruluşu 7amleh’in Eylül 2025’te yayımladığı bir rapora göre de, Meta kullanıcıları soykırıma teşvik eden İbranice içeriklerin yayılmasını engellemedi, hatta bu içeriklerin yayılmasını kolaylaştırdı. Üstelik sayısı yalnızca 2024 yılında sayısı 2,5 milyona ulaşan bu içerikler arasında İsrailli politikacı ve devlet yetkililerinin paylaşımları da mevcut. Al Jazeera tarafından yapılan başka bir araştırmaysa Meta’nın, İsrail’in işgal ettiği bölgelerdeki yerleşimleri tanıtan reklamlar üzerinden milyarlarca dolar reklam geliri elde ettiğini ortaya koydu. Söz konusu araştırma kapsamında sadece Batı Şeria’daki yasadışı yerleşimleri tanıtan yüzden fazla ücretli reklam tespit edilirken 7amleh raporu, etnik temizlik çağrısı yapan ve Filistinli aktivistlerin öldürülmesini teşvik eden reklamların herhangi bir engelle karşılaşmaksızın yayınlandığını ve olağanüstü bir hızla kullanıcıların önüne düşürüldüğünü gözler önüne serdi.

2025 yılında şirket içinden sızdırılan verilerse çok daha vahim bir tabloyu ortaya çıkardı. Meta 2024 yılı içerisinde İsrail hükümetinden gelen içerik kaldırma taleplerinin %94’ünü onayladı. Üstelik bu talepler insan eliyle incelenmeden yapay zekâ tarafından analiz edildi ve 90.000’den fazla içerik eş zamanlı olarak kaldırıldı. Yapay zekânın İsrail karşıtı ve Filistin yanlısı olarak işaretlediği milyonlarca gönderi de shadow ban uygulanarak görünmez kılındı. Meta’nın savaş suçlarını belgeleyen kanıt mahiyetindeki bütün bu gönderileri ortadan kaldırışının en bariz örneğiyse 4,5 milyon takipçisi bulunan ve İsrail bağlantılı bir saldırıda hayatını kaybeden Gazzeli gazeteci Salih el-Caferavi’nin savaş suçlarını bütün dünyaya duyuran Instagram hesabının kalıcı olarak silinmesi.

24.000 kişinin hayatını kaybettiği, 1,3 milyon kişinin Bangladeş’e kaçmak zorunda kaldığı soykırımda Facebook uzun süre kendini hatasını kabul etmeye yanaşmasa da sivil toplum örgütlerinin ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının baskısı neticesinde Myanmar ordusuna bağlı görünen yüzlerce hesabı kapatmak zorunda kaldı.

Dezenformasyon, Yıkıcı Propaganda İçerikleri ve Kutuplaştırıcı Algoritma

Meta kendi platformları üzerindeki dezenformasyona kasıtlı olarak müdahale etmiyor ve ne pahasına olursa olsun kendi reklam gelirlerini toplumsal krizlerin önünde tutuyor. Bu durumun en bariz örneğiyse literatüre ilk “sosyal medya soykırımı” olarak geçen 2017 tarihli Rohingya Krizi.2

2016 yılı rakamlarına göre Rohingya Krizinin yaşandığı 51 milyon nüfuslu Mynamar’da 14 milyon Facebook kullanıcısı vardı. Kullanıcı sayısının bu denli fazla olmasının sebebiyse geleneksel medyanın zayıf, bağımsız gazeteciliğinse hiç olmadığı ülkede Facebook’un haber almak, iletişim kurmak ve sosyalleşmek için yegâne araç haline gelmiş olmasıydı. Krizin fitilini ateşleyen asıl unsur, milliyetçi grupların Facebook üzerinden yaydığı dezenformasyon ve nefret söylemi oldu.

Bu sistematik nefret kampanyası çerçevesinde Müslümanların Budist pagodaları havaya uçurmak için silah depoladığı gibi asılsız haberler hızla yayılırken Rohingyalar hamamböceği ya da çıyan türevinden aşağılayıcı metaforlarla anılmaya ve görüldükleri yerlerde yok edilmeleri gerektiği yönünde çağrıları yapılmaya başladı.

Sivil toplum örgütlerinin açıkladığı araştırma sonuçlarına göre, çatışmaların patlak verdiği Ağustos 2017 tarihinde söz konusu nefret gruplarının Facebook etkileşimi %200 oranında artmıştı. Hatta Reuters’in yapmış olduğu özel haber, Myanmar’daki sivil toplum kuruluşları ve aktivistlerin Facebook’u bu konuda aylar öncesinden uyardığını, defalarca ihbarda bulunduğunu ancak şirketin bütün uyarıları görmezden geldiğini ortaya çıkardı. Şirketin en temel yükümlülüklerinden biri, söz konusu içerikleri tespit ederek kaldırmak olmasına rağmen, reklam gelirlerinden vazgeçmek istenmediği için hareketsiz kalındı ve algoritmalarla nefret söyleminin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağladı.

24.000 kişinin hayatını kaybettiği, 1,3 milyon kişinin Bangladeş’e kaçmak zorunda kaldığı bu soykırımda Facebook uzun süre kendini hatasını kabul etmeye yanaşmasa da sivil toplum örgütlerinin ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının baskısı neticesinde Myanmar ordusuna bağlı görünen yüzlerce hesabı kapatmak zorunda kaldı.

Fakat Mynamar’da yaşanan insanlık krizi bile Facebook’un algoritmalarını düzeltmesine yetmedi. 2020 ABD başkanlık seçimlerinde Facebook ve Instagram üzerinden yayılan, hatta zaman zaman viral hale gelen yanlış bilgiler, oy kullanma prosedürleri ve sahte seçim sonuçları halkın tercihlerini manipüle etmek için kullanıldı. Seçim hilelerine ilişkin asılsız bilgiler 2021 ABD Kongre baskını3 öncesinde öylesine hızlı bir biçimde yayıldı ki, Washington DC polisi çıkan olayları bastırmakta yetersiz kalınca askeri güçler devreye girdi. Beş kişinin hayatını kaybettiği olaylarda 140 polis memuru yaralanırken yaklaşık 1000 kişi hakkında yasal işlem başlatıldı.

Gözetleme Kapitalizmi

Devletler sosyal medya uygulamalarından topladıkları verileri açık kaynak istihbaratı4 yöntemiyle analiz ediyor ve Libya, Suriye ve Gazze’de olduğu gibi bu verileri çatışmalarda üstün güç haline gelebilmek için kullanıyor. İstihbarat servisleri kişilerin beğenileri, yer bildirimleri ve paylaştıkları fotoğraflar aracılığıyla yalnızca o kişilerle ilgili bilgiye erişmekle kalmayıp aynı zamanda uydular aracılığıyla tespit edilemeyen hedeflerin yerlerini belirliyor. Mesela 2018 yılında ABD askerlerinin kullandığı Strava isimli uygulamadan elde edilen veriler sayesinde Afganistan’daki gizli ABD üslerinin konumları ve askeri personelin hareket düzeni ifşa edildi.

Ayrıca istihbarat servisleri, LinkedIn gibi profesyonel ağlarda gezinerek siyasi kampanyalarda görev alan kişileri, hassas bilgilere erişimi olan memurları ya da savunma sanayi çalışanlarını tespit ediyor ve bu kişiler casusluk faaliyetleri ya da siber saldırılar için potansiyel birer hedef haline getiriliyor.

Facebook ve Instagram, kullanıcı sayıları itibariyle istihbarat servislerinin en çok faydalandığı iki platform ve Meta’nın da bu konuda hükümetlerle işbirliği yaptığı bilinen bir gerçek. Nitekim Çin, Rusya ve İran’ın Facebook ve Instagram gibi çok kullanıcılı platformları yasaklamasının asıl sebebi vatandaşlarına ilişkin verilerin ABD ve İsrail şirketleri tarafından toplanarak olası bir çatışmada kullanılmasını engellemekken bu durum Batı medyası tarafından “ifade özgürlüğünün kısıtlanması” başlığı altında çerçeveleniyor ve sözde demokrat devletlerin yürüttüğü gözetleme faaliyeti kamuoyunun gündeminden saklı tutuluyor.

Gözetleme kapitalizminin sosyal medya platformlarından bir sonraki aşamasıysa AR/VR tabanlı cihazlar. Meta’nın Essilor Luxottica’ya yaptığı 3,5 milyar dolarlık yatırıma ek olarak Ray-Ban ve Oakley marka akıllı gözlükleri piyasaya sürmesi, şirketin klasik sosyal medya modelinden fiziksel donanımlı yapay zekâya geçiş yaptığının bir göstergesi.

Mark Zuckerberg’in bu gözlükleri “yeni çağın ekranları” olarak tanımlamasıysa gözetim kapitalizminin sınırlarını genişletme çabasından ibaret. Zira gerçek dünyayla dijital bilgiyi birleştiren ve gerektiğinde bütünüyle sanal bir ortam yaratan bu cihazların üretilmesindeki asıl amaç, savaş endüstrisine katkı sağlamak. Nitekim Meta Platforms’un 2025 yılında savunma teknolojisi şirketi Anduril Industries ile kurmuş olduğu ortaklığın merkezinde de ABD ordusu için geliştirilecek olan AR/VR tabanlı askeri cihazlar var.

Meta’nın önceki yıllarda başlattığı insansı robot projesiyse gözetim kapitalizmi mantığını fiziksel dünyaya taşıyarak bireyin mahremiyet alanını tamamen metalaştırmaya yönelik başka bir girişim. Şirketin Reality Labs bölümü tarafından geliştirilen bu robotlar sürekli iç mekânlarda dolaşmaya ve kesintisiz bir kamera kaydı oluşturmaya programlanıyor. Slash Gear’ın analizine göre ortada içler acısı bir durum var çünkü Cambridge Analytica skandalında 87 milyon kullanıcının verisini çalan, hatta Facebook hesabı olmayan internet kullanıcılarını bile takip edebilen bir şirket, şimdi de 7/24 evlerinizin içini gözetleyecek yapay zekâ destekli robotlar üretiyor. Fakat bu robotların yaratacağı asıl tehdit, toplanan görsel verilerin nasıl kullanılacağıyla ilgili.

Toplumların Siyasal İradesine Müdahale

2018 yılında patlak veren Cambridge Analytica skandalı, 87 milyon kullanıcının kişisel verilerinin Facebook tarafından izinsiz olarak toplandığını ve bu verilerin seçim kampanyalarında kullanıldığını ortaya çıkardı.

Peki nasıl oluyor da sosyal medya platformları sandık sonuçlarını böylesine etkileyebiliyor?

2012 yılında Nature dergisinde yayımlanan ve hâlâ geçerliliğini koruyan bir araştırma, Facebook haber akışındaki gönderilerin kullanıcıların oy verme davranışını önemli ölçüde etkilediğini ortaya koydu. Söz konusu araştırmada veri bilimcileri, milyonlarca veriyi analiz etti ve arkadaşlar tarafından desteklenen belli gönderilerin doğrudan 60.000 seçmeni, dolaylı olarak da 280.000 seçmeni etkilediğini ve 340.000 ek oy artışı sağladığını tespit etti.

Ancak buradaki karar alıcı, insanların tercihlerinden ziyade algoritmalar. Çünkü sizin neyi görüp neyi görmeyeceğinize onlar karar veriyor. Yani hangi siyasi haberin önünüze düşeceği ya da hangi aday hakkındaki eleştirilerin gizleneceği binlerce kilometre ötedeki Silikon Vadisi’nin yazdığı kodlarla belirleniyor.

Cambridge Analytica skandalının başlangıç noktasıysa 2014 yılı. O tarihte Facebook’ta paylaşılmaya başlayan bir test, kullanıcıları kişilik tiplerini öğrenmeye davet ediyordu ve bir dönem yaygınlaşan benzer uygulamalar gibi yalnızca testi çözenin değil, çözen kişinin platform üzerindeki arkadaşlarının da verilerine ulaşıyordu. Cambridge Analytica çalışanlarından olan ve şirketi ihbar ederek İngiliz milletvekillerine açıklamalarda bulunan Christopher Wylie, 270.000 kişinin testi uyguladığını ve bunun da, çoğu ABD’de yaşayan seksen yedi milyon kullanıcının verilerine ulaşmaya imkân verdiğini belirtti.

Ancak Wylie’nin iddiaları bununla sınırlı kalmadı. Veriler Facebook tarafından Cambridge Analytica’ya satılmış ve şirket de bu verileri kullanarak yazdığı algoritmalar aracılığıyla uygun profilli kişilerin Trump yanlısı içeriklere maruz kalmasını sağlamıştı. Üstelik bu verilerin işlenmesi sağlayan da Palantir’den başkası değildi. Wylie’nin ifadesine göre, Palantir çalışanları Cambridge Analytica’nın ofisine gelerek bu veriler üzerinde çalışıyordu ve geliştirdiklerini belirttikleri modeller muhtemelen Cambridge Analytica’nın siyasi oylamalarda insanları hedeflemek için kullandığı algoritmalarla ilgiliydi.

Aynı konuda başka bir skandalsa Donald Trump’ın ilk kez iktidara geldiği 2016 ABD başkanlık seçimleri esnasında ortaya çıktı. Rus oligark Yevgeny Prigozhin’in finansmanıyla oluşturulan St. Petersburg merkezli Internet Research Agency adlı trol çiftliği, 2016 seçimlerinden kısa bir süre önce Facebook, Instagram, Twitter, YouTube üzerinde binlerce sahte hesap açtı ve başta Afro-Amerikan seçmenler olmak üzere, çeşitli grupları hedef alan kutuplaştırıcı içerikler paylaşmaya başladı.

Heart of Texas ve United Muslims of America gibi birbirine taban tabana zıt oluşumlar aslında aynı merkezden yönetilirken bu dijital manipülasyon, Houston’da düzenlenen sözde protestolarla sanal dünyanın ötesine taşındı. Seçmenleri oy kullanmamaya teşvik eden reklamlarsa özellikle seçimden seçime farklı partilere oy veren ve bu yönüyle hiçbir tarafın garanti gözüyle bakamadığı “salıncak eyaletlerdeki” kullanıcıları hedef aldı. Sonuç itibariyle Facebook’ta 470 farklı sayfa tarafından paylaşılan bu içerikler 126 milyondan fazla Amerikalıya ulaşırken Instagram 187 milyonluk etkileşimle Trump hükümetine ihtiyacı olan üç milyon küsurluk oy farkını sağladı.

Suç Ağlarının Yayılmasında Instagram ve Facebook’un Rolü

2021 yılında Facebook ürün yöneticiliği görevinden istifa eden Frances Haugen, ofisten ayrılırken on binlerce şirket içi belgeyi de yanında götürdü. Bu belgelerde Facebook ve Instagram’ın gençlerin ruh sağlığına zarar verdiğini, Etiyopya gibi ülkelerde etnik şiddeti körüklediğini ve 6 Ocak ABD Kongre baskını esnasında dezenformasyonu engellemekte başarısız olduğunu ortaya koyan çok sayıda kanıt vardı.

Fakat Haugen’in harekete geçmesinin asıl nedeni, Facebook’un Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu gibi İngilizce konuşulmayan pazarlardaki kasıtlı ihmalleriydi. Haugen’in açıklamaları ve sunduğu belgeler sayesinde Facebook’un bu bölgelerde insan kaçakçıları ve silahlı örgütler tarafından sıklıkla kullanıldığı, şirketin bu durumdan haberdar olmasına rağmen herhangi bir önlem almadığı ya da yasal makamlarla irtibata geçmediği, aksine söz konusu grupların daha fazla kullanıcıya erişmesini sağladığı ortaya çıktı.

Haugen tarafından sızdırılan belgeler Wall Street Journal tarafından “Facebook Dosyaları” ismiyle yayımlandı. Bu dosyalar içinde yer alan bir rapora göre Meksika’daki Jalisco Karteli gibi bazı uyuşturucu kartelleri Instagram ve Facebook üzerindeki hesapları aracılığıyla yıllardır adam topluyor, tetikçileri eğitiyor, insan kaçakçılığına zemin hazırlıyor, hatta Meta’nın sunduğu ödeme araçlarını kullanıyor.

Yapılan araştırmalara ve emniyet güçlerinin tespitlerine göre sosyal medya, Latin Amerika ya da Türkiye gibi riskli bölgelerde çocukların suça sürüklenmesindeki en önemli faktörlerden biri. Ve şu an hem Instagram hem de Facebook, on sekiz yaşından küçük çocukların suç örgütlerine katılımında etkili bir araç görevi görüyor. Bu iki platform üzerinden lüks yaşam, güç ve aidiyet vaatleriyle propaganda yapan suç örgütleri özellikle sosyoekonomik açıdan düşük gelir grubunda bulunan bölgelerdeki çocukları hedef alıyor.

Bu durumun Türkiye’deki en bariz örneğiyse Redkitler ya da Daltonlar gibi yeni nesil çetelerin örgütlenme davranışı. Özellikle Instagram ve TikTok kullanan bu çeteler şiddet, silah kullanımı, lüks yaşam ve suç unsuru içeren paylaşımlarıyla çocukların bu gibi durumları “normal” ve “ulaşılması gereken bir hedef” olarak algılamasına yol açıyor. Bu yeni nesil çetelerin yanı sıra kadın düşmanlığıyla tanınan İncel gibi akımlar da mevcut ve çocukların aidiyet arayışına yanıt veren bu yeni dijital cemaatler, gerçek dünyada aradığı aidiyeti bulamayan çocukları kendine çekiyor.

Facebook Dosyaları içindeki belgeler bu tür grupların hesaplarının şirket tarafından tamamen kaldırılmadığını, bazı içerikler silinse bile ağların varlığını koruduğunu gösteriyor. Frances Haugen’e göre şirket özellikle gelişmekte olan ülkelerde bu tür tehlikeleri tanımlamak ve engellemek için yeterli kaynağı ayırmazken Silikon Vadisi’ndeki yöneticiler ortaya çıkan vahim tabloyu “işin maliyeti” olarak adlandırıyor.

Instagram ve Facebook Üzerinden Köle Ticareti

2019 yılında BBC Arapça kanalı tarafından yürütülen gizli bir soruşturma Instagram’ın Körfez ülkelerinde ev işçilerinin alım satımına imkân veren çevrimiçi bir köle pazarının oluşmasına neden olduğunu ortaya çıkardı.

BBC, kaçakçıların Instagram’da “transfer için hizmetçiler” ya da “satılık hizmetçiler” benzerinden etiketler (hashtag) kullanarak kadınları köle olarak sattığını tespit ederken Kuveyt’teki bir kadın 16 yaşındaki Gineli bir kızı 3.800 dolar karşılığında satmaya çalışırken muhabirlere yakalandı.

Frances Haugen’in sunduğu şirket içi belgeler kapsamında hem İngiltere hem de ABD tarafından başlatılan incelemeler, platformun insan kaçakçılığı yapıldığının farkında olduğunu ancak kârını korumak adına sorunu çözmemeyi tercih ettiğini ortaya koydu ve ABD Tüketici Politikaları Alt Komitesi Başkanı Temsilci Raja Krishnamoorthi, 20 Eylül 2021 tarihinde Facebook CEO’su Mark Zuckerberg’e hitaben bir mektup göndererek aşağıdaki iddialara ilişkin bilgi talep etti:

– Orta Doğu’daki insan kaçakçıları kadınları, kadınların köle muamelesi gördüğü ya da zorla fuhuşa sürüklendiği kötü çalışma ortamlarına çekebilmek için Facebook ve Instagram üzerindeki hesapları kullandı.

– Şirket, her iki platformunun da “organ satışı ve pornografi” için kullanılmasına izin verdi.

– Şirket, her iki platformda da şiddete teşvik eden cinayet videolarının, demokrasi yanlısı aktivistlere yönelik tehdit videolarının ve insan ticareti reklamlarının yayınlanmasına izin verdi.

– Etiyopya’daki silahlı gruplar söz konusu platformları bölgedeki etnik azınlıklara karşı şiddeti teşvik etmek için kullandı.

İsmi açıklanmayan bir Facebook sözcüsü, Krishnamoorthi’nin mektubuna yanıt olarak, şirketin söz konusu ülkelerde güvenliği sağlamak için o ülkelerin ana dilini konuşan küresel ekiplerle çalıştığını, yerel uzmanlarla ve üçüncü taraf doğrulama kuruluşlarıyla ortaklıklara dayanan “kapsamlı bir strateji” belirledikleri söyledi ancak Krishnamoorthi’nin 20 Eylül 2021 tarihli mektubunda talep ettiği belgeler şirket tarafından hâlâ teslim edilmedi.

Çocuk İstismarında Facebook ve Instagram’ın Rolü

Meta Platforms, 2021 yılından beri insan ticaretine karşı gerekli önlemleri aldığını savunuyor ancak geçtiğimiz ay kamuoyuna açıklanan bir dava dosyası [MDL No. 3047 Case No. 4:22-md-03047-YGR (PHK)] bu iddiayı geçersiz kılan şok edici ayrıntılara sahip.

ABD genelindeki okul bölgeleri5 tarafından Instagram, TikTok ve Snapchat’in içinde olduğu farklı sosyal medya platformlarına karşı açılan bir davanın parçası olan dosyadaki tespitlere göre Instagram’ın “Takip Edebileceğiniz Hesaplar” özelliği 2023 yılının ilk üç ayında “yaklaşık 2 milyon çocuğu” yetişkin tacizcilere önerdi. Yine dosya içinde yer alan bir iç denetim raporuysa söz konusu özelliğin, çocuklarla uygunsuz etkileşimlerde bulunma potansiyeli olan 1,4 milyon hesabı genç kullanıcılara önerdiğini ortaya koyuyor.

Instagram’ın eski güvenlik birimi sorumlusu Vaishnavi Jayakumar’ın dosyaya sunduğu ve şirket içi belgelerle doğrulanan bir bilgiye göre de herhangi bir hesap çocuklara ya da yetişkinlere fuhuş ya da cinsel ilişki teklif ettiğinde, bu hesap ancak on yedinci ihlalden sonra askıya alınıyor. Ve Jayakumar’ın söz konusu ifadesi, Guardian’a ait 2023 tarihli bir haber yazısındaki (“How Facebook and Instagram became marketplaces for child sex trafficking”) aşağıdaki ayrıntılarla da birebir örtüşüyor.

The Guardian’ın 27 Nisan 2023 tarihli haber yazısına göre Facebook ve Instagram çocukların cinsel istismar amacıyla pazarlanmasını kolaylaştıran ve sistematik hale getiren mecralar haline geldi. İki yıl süren araştırma Meta’nın bu suçları önlemede büyük ölçüde yetersiz kaldığını ve yasal sorumluluktan kaçındığını gözler önüne serdi.

Örneğin, haberde adı geçen 13 yaşındaki Maya, Instagram’da tanıştığı bir adam tarafından uzun süre istismar edildi ve seks işçiliğine zorlandı. 15 yaşına geldiğinde kendisini yine Instagram üzerinden bularak istismar eden 43 yaşındaki bir adamla görüştükten sonra evine döndü ve ertesi sabah ölü bulundu. Maya’nın dosyasını yakından takip eden Courtney’s House6 kurucusu Tina Frundt, Maya’nın ölümünden aylar önce Instagram’dan istismar içeriklerini kaldırmasını talep ettiğini ancak Maya öldüğünde o videoların hâlâ platformda olduğunu belirtiyor ve kendisine yönlendirilen çocuk mağdurların neredeyse tamamının Instagram üzerinden istismar edildiğini ekliyor.

İnsan Ticareti Enstitüsü’nün 2020 verilerine göre de ABD’deki çocuk seks ticareti vakalarının %65’inde Facebook kullanılırken ikinci sırayı Instagram, üçüncü sırayı Snapchat alıyor.

Eyalet savcıları, Meta platformlarının çocuk istismarı için yaygın biçimde kullanıldığını ancak Meta’nın yasal makamlardan gelen taleplere (arama emri, mahkeme celbi gibi) yanıt vermediğini ya da kasıtlı olarak gecikmeye neden olduklarını ve bunun da kurbanların kurtarılmasını aylarca ileriye attığını belirtiyor. Bunlar, bahse konu dava dosyasında yer alan rahatsız edici bilgilerin yalnızca ufak bir kısmı. Ayrıca dosya içinde Meta’nın platform kullanımıyla akıl hastalığı arasında nedensellik bağı bulunduğunu kanıtlayan bir araştırmayı gizli tuttuğunu ve %100 çocuk pornografisi olarak tanımlanan içerikleri bile silmeyi reddettiği bilgisi mevcut.

Instagram’ın Gençlerin Ruh Sağlığı Üzerindeki Olumsuz Etkisi

Meta’nın Facebook ve Instagram’ın kullanıcıların ruh sağlığı üzerindeki etkilerini kendi içinde test etmek üzere yürüttüğü gizli bir araştırma olan ancak yukarıda bahsi geçen dava dosyasına sunulan belgeler nedeniyle verileri daha yeni kamuoyuna sunulan Project Mercury kapsamında, Meta, ABD’nin en büyük anket şirketlerinden Nielsen ile birlikte çalışarak Facebook ve Instagram’ın bir hafta süreyle devre dışı bırakılmasının kullanıcılar üzerindeki etkisini ölçtü. Belgelerde yer alan bulgulara göre bu platformlardan bir hafta uzak kalmak bile kullanıcıların depresyon seviyelerini düşürmeye, kaygı ve yalnızlık hislerini azaltmaya, sosyal kıyaslama tutumunu ise neredeyse tamamen yok etmeye yetti.

Fakat Meta’nın bu araştırmadan beklentisi verilerin tam aksi yönde olmasıydı. Yani Meta yöneticileri, Instagram ve Facebook kullanımının ruh sağlığını olumlu yönde etkilediğine inanıyordu. Araştırma bulguları istenilen sonucu vermeyince proje durduruldu, sonuçlar kamuoyundan gizlendi, hatta şirket içi belgelerde söz konusu sonuçların “medya anlatısı tarafından manipüle edildiği” savunuldu.

Wall Street Journal tarafından yayınlanan Facebook Dosyalarına göre, şirket bütün sosyal medya platformları içinde özellikle gençlerin ruh sağlığına en çok zarar veren platformun Instagram olduğunu farklı araştırma yöntemleriyle defalarca tespit etti ancak bu sonucu ortadan kaldırmak için herhangi bir adım atmadı. Üstelik kamuoyuna yapmış olduğu açıklamalarda bağımsız kuruluşlarca gerçekleştirilen ve aynı sonuçları veren bütün araştırmaları küçümsedi, hatta konuyla ilgili çalışmalar yapan akademisyenleri aşağıladı. Ve bugün bile hâlâ söz konusu olumsuz etkilerin kısıtlı olduğunu, ruh sağlığı araştırmalarının yeterince kapsamlı yürütülmediği için Instagram’ın iyi yönlerinin ortaya çıkmadığını belirtmeye devam ediyor.

Fakat Meta kendi çıkarları doğrultusunda istediği açıklamayı yapsın her gün literatüre Instagram’ın toplumlara nasıl zarar verdiğini ortaya koyan yeni araştırmalar ekleniyor. Akademik araştırmalara göre Instagram’ın görsel odaklı yapısı gençlerde ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyen sosyal karşılaştırma davranışına yol açarken, filtrelenmiş ve idealize edilmiş yaşam tasvirlerine maruz kalmak hem ergenlerde hem de yetişkinlerde kaygıyı artırıp yetersizlik hissine neden olurken ulaşılması güç güzellik standartları beden algısının bozulmasına yol açıyor ve özellikle gençlerde anoreksi ve blumia gibi yeme bozukluklarını tetikliyor. Meta ise kendi iç araştırmalarında bile platformun genç kızların beden algısıyla ilgili problemlerini kötüleştirdiğini ve intihar düşüncesinin %6’sının Instagram kaynaklı olduğunu bilmesine rağmen bu bulguları hâlâ kamuoyundan saklamaya çalışıyor.

Son dönemlerde gerçekleştirilen pek çok bağımsız araştırma, Instagram’ın gençleri korumak için vaat ettiği kırk yedi güvenlik özelliğinden otuzunun tamamen etkisiz olduğunu, intihar ve kendine zarar verme içeriklerini engellemesi gereken sistemlerin kolayca aşılabildiğini ve algoritmanın yeme bozukluğuyla ilgili içerikleri savunmasız yaş gruplarına üç kat daha fazla önerdiğini gösteriyor. İşin kötü yanı, içerik ya da yaş kısıtlaması talep edildiğinde toplumdaki bazı kesimlerin bunu ifade özgürlüğünün sınırlandırılması olarak nitelemesi.

Instagram’ın Beslediği Narsistik Davranışlar ve Toplumsal Olaylara Karşı Duyarsızlık

21. yüzyılın en çarpıcı kültürel fenomenlerinden biri de görüntü odaklı sosyal medya platformlarının bireyin kendini sunma biçiminde yarattığı dönüşüm. Bireyler her gün Instagram üzerinden paylaştıkları milyonlarca fotoğrafla kendi imgelerini sonsuz bir döngü içinde yeniden üretiyor, sergiliyor ve onaylanma arzularını besliyor.

Instagram’ın sahip olduğu “hikâye, gönderi, reels” gibi, tamamı görselliğe dayalı özellikler, kendi fotoğrafından başka kayda değer herhangi bir paylaşımı olmayan, dolayısıyla da sürekli kendini izleme, değerlendirme ve başkalarının gözünde ideal bir imge yaratma çabası içinde olan bireyler için Instagram’ı en ideal mecra haline getiriyor.

Instagram’ın yetişkinlerdeki narsistik eğilimleri güçlendirdiğine ve görünürlük kaygısıyla ilişkili davranışları artırdığına dair pek çok bilimsel araştırma var. Fakat bu yalnızca yetişkinleri etkileyen bir durum değil. Son yıllarda yapılan araştırmalar, kendini filtrelerle ve profil görselleştirmeleriyle öne çıkarma davranışının özellikle gençler arasında arttığını ve bunun da narsisizmle bağlantılı davranış bozukluklarına neden olduğunu gösteriyor. Instagram’ın algoritmik olarak etkileşimi yüksek içerikleri öne çıkarması bu döngüyü daha da güçlendirirken kullanıcıların sanal bir dünyada yaratılan sahte imaj üzerinden kendini tanımlama ihtiyacı her geçen gün artıyor.

Dünya çapındaki savaşlar ve kitlesel ölümler karşısında bu arzunun hâlâ devam edebiliyor olması bireysel düzeyde inkâr, ahlaki uzaklaşma, empati yorgunluğu gibi savunma mekanizmalarıyla açıklanabilse de, söz konusu davranış tarzını bireysel patolojiler üzerinden okumak kâfi değil çünkü bu aynı zamanda bireyi en kırılgan noktalarından metalaştırıp onu toplumsal gerçeklikten koparan, görünürlük ekonomisine dayalı bir iş modelinin sonucu.

Öte yandan Gazze’de soykırım yapılırken ya da Orta Doğu’da bütün dünya düzenini dönüşsüz bir biçimde değiştirecek olan bir savaş devam ederken hâlâ kendi filtrelenmiş yüzünü paylaşmakta ısrar eden birey aslında kendi varoluşunun sınırlarını da çiziyor: “Ben. Benim ötemde başka hiçbir şey yok.” Halbuki insan olmanın anlamı tam da bu “ben” algısının sınırlarını aşabilmekte, ötekinin acısını hissedebilmekte gizli değil mi? Belki de günümüz yetişkinlerinin en büyük varoluşsal sınavı, bu yazıda çocuk istismarından insan ticaretine kadar bütün çirkinliklerini ortaya koyduğumuz Instagram’ın sahte aynasından sıyrılıp gerçek dünyaya bakabilmekte gizli.

Hazırlayan: Fulya Kılınçarslan

1 Shadow ban: sosyal medya platformlarında bir kullanıcının paylaşımlarının başka kullanıcılar tarafından görülmesinin kısmen ya da tamamen engellenmesi.

2 Rohingya Krizi: 2017 yılında Myanmar’da (eski adıyla Burma) yaşanan kriz, ülkenin batısındaki Rakhine eyaletinde güvenlik güçlerinin Rohingya Müslüman azınlığına yönelik düzenlediği şiddetli bir askeri operasyon. Uluslararası kuruluşların “etnik temizlik” olarak nitelediği bu operasyon, Rohingya halkının maruz kaldığı en kanlı ve kitlesel zulüm olarak tarihe geçerken Myanmar devleti aleyhine Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan soykırım davası halen devam etmektedir.

3 2021 ABD Kongre baskını: 6 Ocak 2021’de ABD’nin başkenti Washington’da gerçekleşen isyan. ABD Kongresi, Joe Biden’ın başkanlık seçimlerini kazandığını resmen onaylamak için toplanmıştı ancak bazı protestocular Kongre binasına girerek oturumu durdurmaya çalıştı ve binada ciddi güvenlik ihlalleri yaşandı. Bu süreçte sosyal medya platformları, özellikle Facebook üzerindeki bazı gruplar ve sayfalar önemli bir rol oynadı. Araştırmalara göre bazı kullanıcılar protesto çağrılarını, seyahat planlarını ve buluşma noktalarını bu gruplar üzerinden paylaştı. Olay sırasında polis ile protestocular arasında çatışmalar oldu, birçok kişi yaralandı ve birkaç kişi hayatını kaybetti.

4 Açık Kaynak İstihbaratı: (OSINT) herkese açık ve yasal olarak erişilebilen kaynaklardan bilgi toplayıp analiz ederek anlamlı sonuçlar çıkarma yöntemidir. Bu kaynaklar arasında haber siteleri, sosyal medya paylaşımları, akademik çalışmalar, resmi raporlar, uydu görüntüleri ve kamuya açık veri tabanları yer alır. İstihbarat alanında OSINT, ülkelerin güvenlik kurumları ve analistler tarafından krizleri takip etmek, potansiyel tehditleri erken tespit etmek, çatışma bölgelerindeki gelişmeleri izlemek ve elde edilen bilgileri diğer istihbarat türleriyle karşılaştırarak doğrulamak için kullanılır. Böylece gizli operasyonlara veya sınırlı kaynaklara bağlı kalmadan geniş miktarda veriden yararlanılarak olaylar hakkında daha kapsamlı ve hızlı analiz yapılabilir.

5 Okul bölgeleri (School Districts): Belirli bir coğrafi alandaki devlet okullarını yönetmek için kurulan yerel yönetim birimi. Kendine ait yetkileri, gelir kaynakları ve yönetim organı olan bağımsız bir kamu kurumudur ve hem yetki hem de sorumluluklar yönünden Türkiye’deki ilçe milli eğitim müdürlüklerine benzetilebilir.

6 Courtney’s House: Cinsel istismar ve insan ticareti mağduru çocuklara destek sağlama amacıyla 2008 yılında kurulan bir sivil toplum kuruluşu.

Yararlanılan kaynaklar: BBC, CNBC, The Nation, The Conversation, The Guardian, Jacobin, The Journalists’ Resource, Medium, AP News, Nature, Time, Business Insider, Science Direct, Newport Institute, International Journal of Digital and Data Law, Cairn Info, Deepak Gupta, Arts Law, Innovation Origins, Fast Company, RNZ News, Taiwan Public Television Service, Aliran, Safa Press Agency, TRT Nederlands, Palastine News & Info Agency, Palastine Studies, Iraqi Network for Social Media, Anduril, Defense One, Sina News, Observer Research Foundation, New York Times, DW, Koha News, Open Rights Group, Association for Progressive Communications, Sol Haber, The Wall Street Journal, Indian Journal of Psychiatric Nursing, NBC Montana, Phone Area, Meta’s Internal Research, Charle Agency, The Chosun Daily, Times of India, Futurism, Guancha, Hindustan Times, Arab News, Reuters, United States House Committee on Oversight and Accountability, After Babel, Consortium News, Impunity Watch, The Hill, Teh National News, Lieff Cabraser Heimann & Bernstein LLP, The Vibes, New Age, News Talk, Slash Gear, Media Well, Unicef, Defense News, The Organization of World Peace, Monash University